insanın yeryüzü mâcerâsı 5: tarih felsefesi açısından ilahiyat ve mistik tecrübe tenkidi

batıda kitab-ı mukaddes’in tarihselci tenkide tabi tutulması modasında hegel’ciliğin epeyce tesiri vardır. gerçi tarihselcilik hegel den önce de vardı. ama hegelciliğin de bu tarihselci tenkitlerin yayılmasında “çorbada tuzu var” diyelim. kitab_ı mukaddes için yapılan tarihselci tenkitlerde epeyce hakikat payı yok değil: şu anlamda ki, “ahd-i atik compilation mahiyetinde bir derlemedir ve bir çok farklı devirlerde farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış metinlerin bir derlemesidir” tenkidi haklıdır. inciller ise, esasen adolf harnack’ın “what is christianity” kitabında dediği gibi “evangelism” yani mesihin gelişini tebşir etme ve hıristiyanlık propagandası yapma maksadına matuf olarak yazılmışlardır. ve 4 ü kilisece meşru sayılmakla beraber malum olduğu üzere daha pek çok incil vardır. gnostik inciller, toma incili ki a.yüksel özemre tarafından türkçeye de çevrildi. merhumun bana imzaladığı bir nüshasını okumuşumdur. barnabas incili vd., hatıra gelen gelmeyen pek çok incil var. hıristiyan itikadına göre incil vahiy değildir. isanın yaşadıkları ve sözlerine dair rivayetlerdir. islamdaki hadis kitapları gibi. incillerin kelamullah olması bizzat isanın tanrı sayılması sebebiyledir. isanın sözü olduğu için tanrı kelamı, çünkü bizzat isa tanrının insan biçiminde incarnation’ı sayılıyor. kuran ise. hz muhammedin kalbine vahyolunan allah kelamıdır müslümanlara göre. biz de ayni tarihselci metodu kurana tatbik edelim diye batıdaki tarihselcilik ekolüne özenilirse, tıpkı batıda olduğu gibi burada da reybi/şüpheci […]

Continue reading

ROSE. Gül şiiri…ve ingilizceye tercümesi

GÜL şiiri…ve ingilizceye tercümesi: translated by Ahmet Fahreddin Uçar ”There is no reason for the rose, the rose blossoms, because it does. Neither craves to be seen, nor cares for itself.” Angelus Silesius. Translated by Sedat Umran  . “The clay layer of the soil on which the rose blossomed absorbed the smell of the rose, and even in that clay arose the smell of the rose. The Clay would say: “I have been the neighbour of the rose for a while, and that’s where I got this smell of rose” Gülistan, Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî . ROSE . Oh heart, come! and see! Take a lesson! From a piece of clay and soil a rose is risen. How does a rose rise from the soil? .How does a seed become a rose? . The seed of the rose, is the rose, it burgeons. What does the rose get from this lifeless clay? If a rose blooms, there is a purpose, since it is alive! Oh heart, is it the Rose or the Clay that is of the essence? . It has an origin, a genesis, and noblesse and a moment of beauty. It smells of the rose, its color is the […]

Continue reading

YOL

“Yola çıkıp yürümeye başlarsan, Yol o zaman görünür!” Rûmî   . “Dixit Deus ad Mosen: Ego sum qui sum.” (Tevrat, Exodus, 3:14) . YOL “Ego sum qui sum!”: Ben, “Ben”im! Dedi Allâh… Tûr-u Sînâ’da Mûsâ’ya. Nosce te ipsum :  kendini tanı sen! Ve “Gnothi sauton!”: Kendini bil! Yazarmış Delphi Mabedi’nde… “In culpa est animus qui se  non effugit unquam! “ : (That mind is at fault which never escapes itself) Demiş, erenler de ‘vaktin dem’inde; . “Hatâ eder o nefis ki / hiç kaçamaz kendinden! “ . “Şol seni seven kişi…” “Sen sende iken menzîl, Alınmaz” demiş; çünki . Nefse aldanan kişi  düşvâr olur her işi bilmez gerçeği, düşü zihnindeki teşvîşi bile yürür ol kişi . Düşte yürür çün …yol bilmez ol menzil alabilmez . Kendini “bile-bilmez” . aşamazsa özünü kendinden mahrum kalır Söyleyemez sözünü . Kendinden mahrûm kalan Terkedemez kendini! . Yol almaz…yolda kalır . Yol içre bir yol olmak bir şahrâh açmak gerek Nefsi tanımak içün kişi özünü aşmak gerek “Hatâ içre o akıl ki Hiç aşamaz kendini” Kendinden mahrûm olan Terkedemez kendini . Kervân yürür…yol kalır “Yolcu”…yolunda…”Yol” olur. . . .

Continue reading

about this virtual academia

. In culpa est animus qui se non effugit unquam That mind is at fault which never escapes itself Bahrî olmadan gevher bulunmaz~Sen sende iken menzil alınmaz… This Virtual Academy is for all those who thirst for knowledge. As articulated by the motto, “that mind is at fault which never escapes itself”. That is, whenever you wish to enlarge the scope of your knowledge or to illuminate your spirit with some taste of art or knowledge, then you may  see what this site offers to your soul . If you check the tabs you shall find out that they include every branch of knowledge:  art, religious wisdom, science, philosophy, history and gnostic knowledge. It has many useful resources if you click some sub-items of different tabs. And one tab of this website, named  “works by Şahin Uçar”,  contains  the older, personal website of Prof. Dr. Şahin Uçar which  shows everything pertaining to his works. YOL . Ego sum qui sum! Nosce te ipsum :  Ben “Ben”im, tanı, kendini Sen! gnothi sauton: kendini tanı!  (Delphi Mabedinde) “In culpa est animus qui se  non effugit unquam! “ . “hatâ eder o nefis ki / hiç kaçmaz o kendinden! “ . “Şol seni seven kişi…” […]

Continue reading

Contemporary Interpretations to the Dreams of Nebuchadnetsar, The King of Babel,

    Translated by Ahmet Fahrettin Uçar     Bismillahir-rahman-ir-rahim In the name of  God, the merciful, and  the beneficient. He is in a different reality every day (id est, he is  a Sustainer who creates the universe anew  in each moment) Qur’an                “Know well what your eyes behold; what you do not see will be revealed to you.” said Jesus. What do we see when we behold the world around us? How should we interpret the world that we see and live in? In short, what happened to the humans? In appearance, modern life resembles a nightmare, a bad dream in many ways. Why do we feel alien to the society we live in and feel in our hearts a persistent ache of being homesick? Why did the position of human kind on earth turned into such a panorama of terror and frenzy? Each time we turn the T.V on, scenes of anguish and screams which are broadcasted from all over the world are rushing to our minds. We see people fighting in blood and sweat to earn their bread. In Bernard Shaw’s words: “Dirty money is acquired by lease, interest, and profit, and every shilling […]

Continue reading

Fâtiha sûresi ve tezhîbi, 2011

TRT Arabic, about  Culture, Technology and Art   Draw a  circle! Every circle includes infinite reference points; but what if, you draw a bigger circle which covers the first one. Then, according to set theory,  there are  bigger infinities than any infinity  & this idea is proved mathematically, though it is self-contradictory. To resolve this paradox, the continuum hyphothesis comes into play which is neither provable nor unprovable. according to Cantor this paradox is resolvable  only in God. if you wish to understand what I say, Read the book “Varlığın Anlamı” and watch these documentaries… Philosophy, Physics, Mathematics – “Dangerous Knowledge” Knowledge is dangerous. Once you know something, you can’t get rid of it. You have to carry it. Always.  Varlığın Anlamı kitabından bir paragraf: İşte bu, eskilerin istidare-i zaman teorisidir: Bugünkü sinema perdesinde aslında hareketsiz olan görüntülerin bizim idrak zaafımız yüzünden hereketli görünmesi gibi bir misali de eskiler veriyorlar. “Bir ateşi havada hızla döndürürseniz ateşten bir daire görüntüsü (daire continuumu) oluşur. Halbuki gerçekte böyle bir daire yok, ateşle aydınlanmış noktalar var:  bu bir göz aldanmasıdır ve zaman dahi böyle tek tek şimdiki anlardan meydana gelmekte ancak  biz onu devamlı imiş gibi hissediyoruz: bu  bir idrak hatasıdır” diyorlar. Böylece, bizzat zaman ve zaman continuumu/süreklisi […]

Continue reading

İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) websitesindeki “İlahiyat Makaleleri Veritabanı” başlıklı arşiv kısmından aktarılabilen PDF metinleri halindeki makaleleri

    Uçar, Şahin İnsan, Varlık ve Zaman,   İslâm Araştırmaları Dergisi, 2001, sayı: 6, s. 137-154     Uçar, Şahin XX. Yüzyılda Fuzûlî Divanı’na Bir Nazire: Şeyda Divanı,   Fuzuli Kitabı: 500. Yılında Fuzûlî Sempozyumu Bildirileri, 1996, sayı: , s. 293-295   Uçar, Şahin Dünyadaki İslam İmajı ve İnsanlığın Geleceği,   Müslüman İmajı, [Kutlu Doğum Haftası: 1995], sayı: , s. 49-58      

Continue reading

TOLSTOY’UN SAVAŞ VE BARIŞ’I: FENOMENOLOJİK BİR OKUMA

TOLSTOY’UN SAVAŞ VE BARIŞ’I: FENOMENOLOJİK BİR OKUMA Dr. Öğr. Üyesi Adnan Menderes Üniversitesi aysun.gur@adu.edu.tr Fenomenoloji, genellikle fenomenle ilgili bir bilim veya öğretmeyi adlandırmak için kullanılır (Potrc 2002: 232). Brentano’nun 1874 yılında yayınlanan Psychologie vom Empirischen Standpunkte  (Emprik bir bakış açısından psikoloji) isimli eseri, fenomenoloji tarihi açısından başlangıç kabul edilir. Burada yönelimsellik zihnin işareti olarak görülür. Böylece her psikolojik deneyim yönelimsel objeleri içerir; dolayısıyla isteme bir şeyin istenmesi ve düşünme de bir şeyin düşünülmesidir (The Cambridge Dictionary: 100). Sonra Husserl, Heidegger ve başka filozoflarla çalışmalar devam eder. Tolstoy’un Savaş ve Barış romanı ise 1867 yılında yayınlanır. Tolstoy burada diğer romanlardan farklı olarak, romanın sonuna yüz elli sayfalık bir tarih felsefesi bölümü ekler. Şimdi, Tolstoy’un Savaş ve Barış’taki felsefi yaklaşımının fenomenolojik olduğu ileri sürülecektir. Bu iddia genel olarak romanın sonundaki bölüm için geçerli olsa da, aslında romanın tümünde de izleri sürülebilir. Eğer bu izleri sürebilirsek, Tolstoy’un tarihsel olarak Brentano’dan önce, bu yaklaşımı sergilediği gösterilebilir. Uçar, Tolstoy’un iki rüyasından söz eder. İlki, henüz çocukken abisinin, bizim bu ormanda sihirli bir yeşil dal var, o dalı bulan insanlığın bütün problemlerini çözecek demesiyle oluşan, insanlığı mutlu etme rüyasıdır. Tolstoy bunu hiç unutmamış ve ölünce, o yeşil dalı aradıkları ormandaki bu bölgeye gömülmeyi vasiyet etmiştir. İkincisi […]

Continue reading

Mimâr Necip Dinç ile söyleşi

https://m.timeturk.com/mimar-necip-dinc-ile-so…/haber-995507 Mimâr Necip Dinç ile söyleşi Türkiye ve yurt dışında yüzün üzerinde mimari eseri bulunan Mimar Necip Dinç ile söyleşide mimarlığın ne olduğunu, mimarinin kültür tarihimiz açısından önemini, inançlarımızın, değerlerimizin, gelenek ve göreneklerimizin Osmanlı mimarîsinde kendisini nasıl gösterdiğini, Osmanlı şehirlerinin kuruluşunda mimari olarak nelere dikkat edildiğini, klasik Türk mimarisinin gelişim sürecini, klasik dönem mimarimizin İstanbul’u nasıl şekillendirdiğini ve daha pek çok konuyu anlattı.      21.11.2018 15:44:21 İşte Mimar ve Mühendis Dergisinin Abdullah Koç imzasıyla gerçekleştirdiği söyleşi; Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? İsmim Necip Dinç. Sivaslıyım. Aslen Şarkışlalıyım. 1969 Yıldız mezunuyum. Biz mezun olduğumuzda Yıldız, İstanbul Mimarlık Mühendislik Akademisiydi, sonra Yıldız Teknik Üniversitesi oldu. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli projeler uyguladım. Maalesef bunların bir kısmını istediğimiz gibi uygulama imkânı bulamadık. Şu hususu vurgulamak isterim ki başarılı bir uygulamanın ortaya çıkabilmesi için dört şartın bir arada bulunması lazım. Bunlar, yeterli finansman, olgun bir proje, kaliteli malzeme ve kalifiye işçiliktir. Bunlar ne kadar üst seviyede gerçekleşirse, o nispette başarı elde edilir. Bu açıdan oldukça mutmain olduğum projelerimden birisi Kırıkkale Nur Camii ve Külliyesi’dir. Bu projenin uygulamasında %80 başarılı olduğumuz kanaatindeyim. Bahsettiğimiz ölçülere %90 oranında ulaşılabilirse ideal olana da ulaşılmış olur. Çünkü bu, neticede kul yapısıdır, Allah yapısı değildir. Kusursuz bir eser ortaya koymak Allah’a mahsustur. Koca […]

Continue reading

timeturk.com da yayınlanan üç şiir

  https://www.timeturk.com/prof-dr-sahin-ucar-in-son-siirleri-yayinlandi/haber-949505 “Güle dair bir neden yok gül açar çünkü açar/ Ne gözetir kendini ne görülmek arzular..”  Angelus Silesius. Merhum Sedat Umran çevirmiş… “Üstünde Gül biten bir toprağın ‘kil’ tabakasına o gülün kokusu sinmiş, ve o kilde dahi bir gül kokusu peydâ olmuş”… Kil dermiş ki: “ben bir müddet gül ile komşu oldum/ bu gül kokusunu o gülden aldım” Gülistan, Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî GÜL . Ey Gönül, Gel! Gör! İbret al! Bir avuç kilden topraktan gül biter… Topraktan gül nasıl biter? Tohum nasıl oluyor gül? . Tohm-u gül, güldür, gül açar, Bu cansız ‘kil özü’nden ne alır gül? bir gül açmışsa eğer gâyesī var, cânı var Gül mü asıl, Kil mi asıldır, ey dil?  . Aslı, nesli, resm ü hüsn-ū ânı var Kōkusū gül, rengi gül, bir gonce-î pinhânı var Ey ‘Sebeb’-î hilkat-î gül, ‘Gâyet’-î vuslat nedir? Şerh-i esrâr-ī rümûzdur hem nihânî bir sadâ! . Gül açar; ki sırr-ı beyânıdır: Bir avuç “kil”ī…gül” eden O’dur! . Ey gönül gel kendözün bil Gel kendine sefer et, bul!  Kendözünden kendine gel Budur Yolculuk, budur Yol! . Dil de bir güldür: “Lem-yezel” . Her nesnede gizlidir ol Evvel, Âhir, Bâtın, Zâhir Ondan sever şeydâ gönül Ondan biter mutalsam gül . Ondan mıdır ki […]

Continue reading

Babil Kralı Nebukadnezar’ın Rüyalarına Çağdaş Yorumlar

    https://youtu.be/JhJ5hOQlPu8         . Bismillâhirrahmânirrahîm “külle yevmin hüve fî şe’n:  O, her gün bir şe’niyet içredir:, (kâinatı her an yaratmaya devam eden bir Hallâk’ı dâimdir.)” Kur’an-ı Kerim Hz. İsa buyurmuştu ki “gözlerinin önündekini tanı, görmediğin de sana ilham olunacaktır.” Gözlerimiz önündeki dünyaya baktığımızda ne görüyoruz? Gördüğümüz ve yaşadığımız dünyayı nasıl yorumlamamız gerekir? Kısaca, insanlara ne oldu? Çağdaş hayat birçok görünüşü itibariyle bir kabusa, kötü bir rüya’ya, benziyor. Niçin kendimizi içinde yaşadığımız cemiyete yabancı ve garip hissediyor, kalbimizde onulmaz bir gurbet yarasının sızısını duyuyoruz? İnsanoğlunun yeryüzündeki pozisyonu, niçin böylesine bir cinnet ve vahşet manzarasına dönüştü? Televizyonu her açışımızda, yeryüzünün her tarafından nakledilen ve beynimize üşüşen dehşet sahneleri ve çığlıklar… Ekmek kazanma savaşı içinde kan ter içinde kalan insanlar görüyoruz. Bernard Shaw’ın tabiri ile, “Lekeli para” kira, faiz ve kârla elde ediliyor ve her kuruşu suça, içkiye, fahişeliğe, yoksulluğun bütün kötü meyvalarına bulaşıyor. Dünyamıza vahşet ve terör hakim oldu, hayatımız kabus gibi… Geçenlerde Spengler’in Batı’nın Çöküşü kitabını karıştırırken gördüm; “tarihi çağlara ayırarak yorumlama geleneğinin Kitab-ı Mukaddes’teki Danyal Aleyhisselam’ın kehanetinden kalma çok eski bir gelenek olduğunu” söylüyor. Bana öyle geliyor ki, Mukaddes Kitaplarda bahsedilen kıyamet öncesi “Karanlık Çağ”, sanki bu çağdır. “Altın Çağ”, “Gümüş Çağı”, “Tunç Çağı” geçti ve […]

Continue reading

FUZÛLÎ’NİN GAZELİNE TAŞTÎR

dost bî pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükun baht-ı nâ-sâzım goyup tenhâde yok bir reh-nümûn âşinâ yok hâle kim şerh eyleyem derd-î derûn çâk çâk olmuşsa sînem dök ki çeşmim sen de hûn derd çok hem-derd yok düşmen gavî tali’ zebûn sâye-i ümmîd zâil âfitâb-ı şevk germ âh-i âteşzâr-ı dilden mâh-i tâbım etdi şerm şefgatinden riggatinden galb-i zârım oldu nerm eylemiş dil galibâ deryâ-yi aşgın içre cürm rütbe-i idbâr âlî pâye-i tedbîr dûn akl dûn-himmet sadâ-yi ta’ne bir yirden bülend serde kim var aşg-ı mecnûn gönlümüz zencîr-bend nâsihin çok terg-i aşgın dinlerem her günki pend heç halâs imkânı yoh kim târ-ı zülfündür kemend baht kem-şefgat belâ-yi aşg gün günden füzûn men garîb ü râh-ı mülk-î vasl pür teşvîş ü mekr menzil-î dildârı bilmez âşıg-i bî-hûş-i sekr men ne akil âşigam kim eylerem hep yâri zikr men ki bilsem eyliyerdim çerh-i dûn ü dehri fikr men harîf ü sâde levh ü dehr pür nakş-i füsûn her sehî-gad cilvesi bir seyl-i tûfân-ı belâ her gül-î gülzâr bûyî nâfe-î “kalû belâ” gadd-i dildâr bir elifdir hem nihânî bir sadâ nergis-î mest fitneler eyler ki peydâ ibtidâ her hilâl ebrû kaşı bir ser-hat-i meşk-i cünûn yelde berg-i lâle tek temkîn-i dâniş bî-sebât ol hevâ-yi aşgdan […]

Continue reading