kumru yavrusu

annesi birkaç gündür gelmiyordu. kumru değil fahte sanki mübarek; hem de lenkfahte!… belki de hayvan öldü, öldürüldü kaldı bir yerde diye, yavrusunu ben beslemeye çalışıyordum. bugün baktım kumru dönmüş elhamdülillah. yavrunun sevincini paylaşıyorum…

ve kumru yuvadan uçtu…

5. insanın yeryüzü mâcerâsı: tarih felsefesi açısından ilahiyat ve mistik tecrübe tenkidi

batıda kitab-ı mukaddes’in tarihselci tenkide tabi tutulması modasında hegel’ciliğin epeyce tesiri vardır. gerçi tarihselcilik hegel den önce de vardı. ama hegelciliğin de bu tarihselci tenkitlerin yayılmasında “çorbada tuzu var” diyelim. kitab_ı mukaddes için yapılan tarihselci tenkitlerde epeyce hakikat payı yok değil: şu anlamda ki, “ahd-i atik compilation mahiyetinde bir derlemedir ve bir çok farklı devirlerde farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış metinlerin bir derlemesidir” tenkidi haklıdır. inciller ise, esasen adolf harnack’ın “what is christianity” kitabında dediği gibi “evangelism” yani mesihin gelişini tebşir etme ve hıristiyanlık propagandası yapma maksadına matuf olarak yazılmışlardır. ve 4 ü kilisece meşru sayılmakla beraber malum olduğu üzere daha pek çok incil vardır. gnostik inciller, toma incili ki a.yüksel özemre tarafından türkçeye de çevrildi. merhumun bana imzaladığı bir nüshasını okumuşumdur. barnabas incili vd., hatıra gelen gelmeyen pek çok incil var. hıristiyan itikadına göre incil vahiy değildir. isanın yaşadıkları ve sözlerine dair rivayetlerdir. islamdaki hadis kitapları gibi. incillerin kelamullah olması bizzat isanın tanrı sayılması sebebiyledir. isanın sözü olduğu için tanrı kelamı, çünkü bizzat isa tanrının insan biçiminde incarnation’ı sayılıyor. kuran ise. hz muhammedin kalbine vahyolunan allah kelamıdır müslümanlara göre. biz de ayni tarihselci metodu kurana tatbik edelim diye batıdaki tarihselcilik ekolüne özenilirse, tıpkı batıda olduğu gibi burada da reybi/şüpheci fikri cereyanlara yol açar. tarihselcilik kitabı mukaddes tenkidinden ibaret de değildir. Zaten iman gönül işdir, akli metotlarla isbatlanabilse inanmaya gerek olmaz, her kes kabul etmek zorunda kalırdı. zira latinlerin dediği gibi “sapiens nihil affirmat quod non probet” akıl isbat edilmeyen şeyi tasdik etmez. yani isbatlanan şeye ise itiraz edemez. gerçi bizde de yunan felsefesinden etkilenen akılcı bir ilm_i kelam geleneği yok değil. amma ve lakin, mantık “identity” / “ego sum qui sum” prensibine dayanır ve çelişmezlik prensibi de bence identity prensibinden doğar. cansız nesneler gerçekten de çok yavaş değişebilir ve ne ise odurlar ancak tek hücreli bir canlı bile her saniye değişir. canlılar için “bir şey , bir canlı, ne ise odur ” denilemez. mantıki muhakeme tek hücreli bir canlıyı bile izahtan acizdir. esasen aristo mantığı zihnimizin uzay ve madde sezgisine dayanan ve zamanı, yani değişmeyi yok sayan materyalist bir mantıktır. çok mantık yürütürseniz inançtan da vazgeçin. pierre bayle “dictionary” kitabında der ki: ”akıl yürütme paslandırıcı ve aşındırıcı bir toza benzer. tıpkı demir nasıl paslanır çürürse akıl da kendi kendini aşındırarak yer tüketir.” entellektüeller her şeyi bildiklerini ve analayabildiklerini sanırlar ama pek derin bir bilgileri de yoktur; mantık da bilmezler zaten. ibni sina üstadımız taa ortaçağda bile aristo mantığının yetersizliklerini fark ederek “modal mantık” geliştirmişti kaldı ki mantığın da 40tan fazla çeşidi vardır. hangi mantıki muhakemeyle karar verecek sıradan bir entellektüel acaba? yani ilk ve en asli mantık prensibi “bir şey ne ise odur”/ “identity” prensibi bile, canlılar dünyasında geçerli değildir çünkü canlılar durmadan değişir. mantık cansız tabiata dair ilimlerde fizikte çok işe yarar. müsbet ilimlerdeki bütün başarılarımızı mantığa, matenatiğe ve semantiğe borçluyuz. ancak canlı dünyada, hele insani, tarihi, kültürel, imani ve metafizik şuur bahislerinde hiç işe yaramaz. onun için iman bahislerinde akıl yürütmek saçmadır. iman işi bir gönül ve gelenek işidir; akli, mantıki tenkide mütehammil dahi değildir; her ne kadar bazı kelamcılar farklı düşünse de. ancak kelam ilmi teşekkül ederken aristo mantığı hiç şüphe götürmez şekilde gerçek hatta gerçeklik kriteri zannedilirdi.bugünse pek çok mantık çeşidi ve pek çok gerçeklik teorisi var ki bazılarından filozofların bile haberi yok. hele tarih gibi ilimle ve gerçeklikle hiç alakası olmayan (gerç tarih ilim değil ve ilimden çok farklı bir disiplin olmakla beraber, çok da değerlidir) ve türkiyede galiba benden başka hiç kimsenin anlamadığını düşündüğüm bir disiplinden, siz ne anlıyorsunuz ,ne kadar anlıyorsunuz ki “kuran tarihi”ni tartışacaksınız? kuran tarihine dair konuştuğunuz o rivayetleriı bile gerçek sanıyorsunuz. ancak tarihselcilik, daha geniş muhtevalı bir bahistir. hatta tarihselciliği “naturalismus” tan farklı bir dünya görüşü olarak”historismus” sayanlar da vardır. siz en iyisi, bu konuda ne düşündüğüm hakkında daha geniş bir bilgi almak isterseniz, bu sayfada da paylaştığım “tarihselcilik ve bilimselcilik tenkidi” konferansımı da dinleyin. hatta burada linkini vereyim de “pedagoji ve felsefe tenkidi”ni de izleyin. bu bahisler zaten entellektüellerin tartışabileceği şeyler değil. hatta filozof ta olsanız, büyük bir ilahiyatçı da olsanız, hikmet deryasının bütün bahislerine hâkim bir hakîm/ bilge de olsanız, içinden çıkamazsınız. çünkü bu iman bahsi beşeri idraki ve aklı aşar. iman akıl işi değil, gönül işidir. canım, siz de her şeyi anlamaya çalışmayın, çünkü mümkün değil, “credo quia absurdum” denilmiştir,

ROSE. Gül şiiri…ve ingilizceye tercümesi

GÜL şiiri…ve ingilizceye tercümesi: translated by Ahmet Fahreddin Uçar

”There is no reason for the rose, the rose blossoms, because it does.
Neither craves to be seen, nor cares for itself.”
Angelus Silesius. Translated by Sedat Umran 
.

“The clay layer of the soil on which the rose blossomed absorbed the smell of the rose, and even in that clay arose the smell of the rose. The Clay would say: “I have been the neighbour of the rose for a while, and that’s where I got this smell of rose” Gülistan, Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî
.

ROSE
.
Oh heart, come! and see! Take a lesson!
From a piece of clay and soil a rose is risen.
How does a rose rise from the soil?
.How does a seed become a rose?
.
The seed of the rose, is the rose, it burgeons.
What does the rose get from this lifeless clay?
If a rose blooms, there is a purpose, since it is alive!
Oh heart, is it the Rose or the Clay that is of the essence?
.
It has an origin, a genesis, and noblesse and a moment of beauty.
It smells of the rose, its color is the rose, and a hidden sprout it has.
What is the purpose of its creation? where is the ultimate union?
That is an exegesis of the meaning from mysteries of those hidden signs, and also a secret call!
.
The blooming of the rose is the revelation of a secret:
It is Him who makes a rose from a piece of clay.
.
Oh heart, come and know thyself,
come and journey into thyself, and find!
Come from yourself toward yourself.
That is the journey, that is the Way!
.
The heart is also a rose – everlasting one!
.
He is in every object, former and latter,
innermost and outermost.
Therefrom comes the talisman of the rose.
Is that why the rose is the rose?
The. rose is the heart, it is not a rose.
.
Is that why the heart flows over?
The heart gets a rose and gives a rose.
The rose withers, and buds again,
And on its branch the nightingale chirps,
While its smell reeks into my soul.
The rose is a rose in my heart.
.
Every rose in the garden is the musk of saying yes,
to the oldest question of Old Testament
Every whiff of it is a blessing,
it is a greeting from eternity.
.
What for opens the rose?
Why does its petals fall?
From where comes its scent?
.
The rose reeks, and the “open secret” reveals.
.
“The rose is a symbol of the beauty of that rosy cheek of the Beloved!
Since I have become the witness of the concealed meaning of God, that rose of
the garden of roses.
Becomes a rose and blooms again and again
.
The rose blooms so to reveal the secret!
.
.
.
.
.
 
“Güle dair bir neden yok gül açar çünkü açar/
Ne gözetir kendini ne görülmek arzular..”
Angelus Silesius. Merhum Sedat Umran çevirmiş…
“Üstünde Gül biten bir toprağın ‘kil’ tabakasına o gülün kokusu sinmiş, ve o kilde dahi bir gül kokusu peydâ olmuş”… Kil dermiş ki: “ben bir müddet gül ile komşu oldum/ bu gül kokusunu o gülden aldım” Gülistan, Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî
.
GÜL
.
Ey Gönül, Gel! Gör! İbret al!
Bir avuç kilden topraktan gül biter…
Topraktan gül nasıl biter?
Tohum nasıl oluyor gül?
.
Tohm-u gül, güldür, gül açar,
Bu cansız ‘kil özü’nden ne alır gül?
bir gül açmışsa eğer gâyesī var, cânı var
Gül mü asıl, Kil mi asıldır, ey dil?
.
Aslı, nesli, resm ü hüsn-ū ânı var
Kōkusū gül, rengi gül, bir gonce-î pinhânı var
Ey ‘Sebeb’-î hilkat-î gül, ‘Gâyet’-î vuslat nedir?
Şerh-i esrâr-ī rümûzdur hem nihânî bir sadâ!
.
Gül açar; ki sırr-ı beyânıdır:
Bir avuç “kil”ī…gül” eden O’dur!
.
Ey gönül gel kendözün bil
Gel kendine sefer et, bul!
Kendözünden kendine gel
Budur Yolculuk, budur Yol!
.
Dil de bir güldür: “Lem-yezel”
.
Her nesnede gizlidir ol
Evvel, Âhir, Bâtın, Zâhir
Ondan sever şeydâ gönül
Ondan biter mutalsam gül
.
Ondan mıdır ki güldür, gül?
gül değildir gönüldür gül
.
Ondan mıdır şeydâ gönül?
gül alır gül satar gönül
.
güldür solar tekrar biter
dalında bir bülbül öter
kokusu cânımda tüter
gönlümdeki bir güldür, gül
.
“Her gül-î gülzâr bûyî
nâfe-î “kaalû: belâ!” •
Her dem-î hoş-bû gül-î ter
taa ezelden merhabâ!
.
Sebebi nedir bu açan gülün?
niye yaprağı dökülür dalın?
nereden gelir kokusu gülün?
.
Gül kokar “açık sır” olur âşikâr ••
“Gül remz-i cemâl-î gül-i ruhsârı o yârin!”•••
Dil şâhid-i mazmûn olalī ol gül-i gülzâr
Gül olur açar…
Gül açar ki sırr ola âşikâr!…
.
• şairin kendi divanındaki “Fuzuli’nin gazeline taştîr” şiirinden alınmış bir mısra
•• açık sır (open secret) Goethe’den muktebes “varlığın ma’na ve mazmunu” kitabında geçen bir bahis
••• şairin kendi “tevhid kasidesi” nden alınma bir mısradır…

Contemporary Interpretations to the Dreams of Nebuchadnetsar, The King of Babel,

    Translated by Ahmet Fahrettin Uçar     Bismillahir-rahman-ir-rahim In the name of  God, the merciful, and  the beneficient. He is in a different reality every day (id est, he is  a Sustainer who creates the universe anew  in each moment) Qur’an                “Know well what your eyes behold; what you do not see will be revealed to you.” said Jesus. What do we see when we behold the world around us? How should we interpret the world that we see and live in? In short, what happened to the humans? In appearance, modern life resembles a nightmare, a bad dream in many ways. Why do we feel alien to the society we live in and feel in our hearts a persistent ache of being homesick? Why did the position of human kind on earth turned into such a panorama of terror and frenzy? Each time we turn the T.V on, scenes of anguish and screams which are broadcasted from all over the world are rushing to our minds. We see people fighting in blood and sweat to earn their bread. In Bernard Shaw’s words: “Dirty money is acquired by lease, interest, and profit, and every shilling […]

Continue reading

Fâtiha sûresi ve tezhîbi, 2011

  • TRT Arabic, about  Culture, Technology and Art
  •  

Draw a  circle! Every circle includes infinite reference points; but what if, you draw a bigger circle which covers the first one. Then, according to set theory,  there are  bigger infinities than any infinity  & this idea is proved mathematically, though it is self-contradictory. To resolve this paradox, the continuum hyphothesis comes into play which is neither provable nor unprovable. according to Cantor this paradox is resolvable  only in God. if you wish to understand what I say, Read the book “Varlığın Anlamı” and watch these documentaries…

Philosophy, Physics, Mathematics – “Dangerous Knowledge”

Knowledge is dangerous. Once you know something, you can’t get rid of it. You have to carry it. Always. 

Varlığın Anlamı kitabından bir paragraf:

İşte bu, eskilerin istidare-i zaman teorisidir: Bugünkü sinema perdesinde aslında hareketsiz olan görüntülerin bizim idrak zaafımız yüzünden hereketli görünmesi gibi bir misali de eskiler veriyorlar. “Bir ateşi havada hızla döndürürseniz ateşten bir daire görüntüsü (daire continuumu) oluşur. Halbuki gerçekte böyle bir daire yok, ateşle aydınlanmış noktalar var:  bu bir göz aldanmasıdır ve zaman dahi böyle tek tek şimdiki anlardan meydana gelmekte ancak  biz onu devamlı imiş gibi hissediyoruz: bu  bir idrak hatasıdır” diyorlar. Böylece, bizzat zaman ve zaman continuumu/süreklisi içinde yer alan maddi dünyanın deymumeti bir galat-ı idrâkten ibaret oluyor. Bu tabii, “zamanın deymûmeti yok müteakip zaman anları var”, demeye geliyor -ki bizce asıl mesele, bu manada zaman continuumu meselesidir ve çağdaş metafizik mevzuaları/postulatları bu continuum hipotezi çerçevesinde tartışılmalıdır.

İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) websitesindeki “İlahiyat Makaleleri Veritabanı” başlıklı arşiv kısmından aktarılabilen PDF metinleri halindeki makaleleri

    Uçar, Şahin İnsan, Varlık ve Zaman,   İslâm Araştırmaları Dergisi, 2001, sayı: 6, s. 137-154     Uçar, Şahin XX. Yüzyılda Fuzûlî Divanı’na Bir Nazire: Şeyda Divanı,   Fuzuli Kitabı: 500. Yılında Fuzûlî Sempozyumu Bildirileri, 1996, sayı: , s. 293-295   Uçar, Şahin Dünyadaki İslam İmajı ve İnsanlığın Geleceği,   Müslüman İmajı, [Kutlu Doğum Haftası: 1995], sayı: , s. 49-58      

Continue reading

“Varlığın Anlamı”: “the Meaning of the Being” in english

PREFACE FOR THE THIRD EDITION I am the witness of Truth, nothing else. In the name of the God, Praise be to God for every thing. Greetings and peace be upon Mohammad, the man in Bible. Whose attribute was Pharaklitos. In the name of god, and thanks for all the moments we are in. Greetings and peace to Mohammad who was harbingered in the Bible. And his title was Paraclitus. Paraclitus is also said to mean “a safe harbor”, “a soothing person”; and they even say that “mazmun” or the hidden meaning of this word is contained in the name “Ahmed”. As his holiness Mevlana says: “tâ ki gerded cümle âlem râ penâh” “Till there be a harbor where all the universe may seek refuge” And our master Yunus Emre said: What the soul reaches, the mind engages, What the heart loves, the soul attains. And as much as our soul which descended from the realm of Oneness inclines towards knowledge, I have tried to understand all the matters of science and wisdom, and even tried to interpret these matters which my heart and soul loves. However, these issues which the man of wisdom have been busy with and have […]

Continue reading

kemal batanay hocamın bir yazısı vesilesiyle

üniversite yıllarımda süheyl ünver hocamın, kendisinden bana ders vermesini rica etmesi sayesinde talebesi olduğum, kemal batanay hocamdan:
ve inne lil’mütteqîne bi-hüsni meâb
Cennâtü adnin müfettehaten lehümü’l-ebvâb
ketebehu el-fakîr kemâl tilmîzi hulûsî “gufire” lehumâ
.
kasden meçhul sîgasında “gufire” okuyorum, “mutlaka mağfiret olundular” anlamında, gelecek zamana da delâlet edecek şekilde. işte büyük arap gramercilerinin dahi farkında olmadıkları bir hususa, yani arapçada da latincede olduğu gibi perfect ve imperfect zamanlar bulunduğuna, işaret etmek için bunu söyledim. elbette arapçam harikulade bir arapça değil, amma ve lakin ilim başka malumat başka. nitekim mevlana buyurmuş ki, “ez pey-i in âlimân-ı zî-fünûn/ güft yezdân der kitab lâ ya’lemûn!” 
İSAM başkanlığından ayrıldığım zaman (2002’de), geri zekalı bir ilahiyat profesörü, neşrettiği hatırat kitabında, “memleketteki tatilinden döndüğü zaman İSAM başkanlığından ayrıldığımı duyunca doğrusu sevindiğini (sic.)” yazmış. elbette memnun olacaktı; zira İSAM da başkanlık yaparken beni kızdırdıkları bir zamanda; alim olduklarını zanneden bu zevât hakkında, rahmetli profesör orhan okay’a, “sen beni tanırsın, bilirsin ki bu hocaların tamamımın bildiği kadar benim an-kasdin unuttuğum var!” dahi demişimdir. zira hakim senai üstadın dediği gibi,, “ulemâ cümle herze mîlafend!” gerçekten de, bizim bu okumuş yazmış insanlar takımı kibirlidirler, amma ve lakin, kendi sandıkları kadar yüksek anlayışlı filan değildirler. bu ülkede biraz arapça öğrenen ve bir kaç kitap karıştıran bir de profesör ünvanı olan her ilahiyatçı kendini ulema zümresine mensup zannediyor. neşredilmiş bir hatırat kitabında yazıldığı gibi, üzerime böylesine terbiyesizce gelinirse, benim de cehaletlerini yüzlerine çarpmakta tereddüt etmeyeceğim malumdur, böyle bir karakterim var ve bu huyum meşhurdur. elbette bunun zararını çok gördüm ve yaşadım ve halen de yaşamaktayım. amma ne çare, benim de, politik davranmamak, riya mezhebine aslâ revîş ü rağbet etmemek şeklinde bir hulk ü hilkatim var. “kul küllün ya’melu alâ şâkiletihi” buyurulmuştur. eğerçi, ol mertebe cahil değiliz; bizce de malumdur ki bu bâbda hikmet, şeyh sa’di üstadımzın işbu kel’am-ı kibarında meknûzdur :ben dahi riâyet etsem gerek: “bâ dôstân mürüvvet, bâ düşmenân müdârâ!…

Fotoğraf açıklaması yok.
 

Bilim Tarihi Dersleri (Haliç Üniversitesi-2016-2017)

ben üniversitede ders verirken, talebeden başka, dışardan bu dersleri dinlemeye gelen hocalar da vardı. bu cümleden olmak üzere hocalardan birinin talebi üzerine, yine dışardan gelip derslerimi dinleyen arkadaşlarımdan yavuz odabaşı o derslerin kayıtlarını internet ortamına yüklemiş bulunmaktadır: Prof. Dr. Şahin Uçar: Bilim Tarihi Dersleri (Haliç Üniversitesi-2016-2017) https://onedrive.live.com/…  

Continue reading

the meaning of being, translation in process by ahmet fahreddin uçar

PREFACE FOR THE THIRD EDITION I am the witness of Truth, nothing else. In the name of the God, Praise be to God for every thing. Greetings and peace be upon Mohammad, the man in Bible. Whose attribute was Pharaklitos. In the name of god, and thanks for all the moments we are in.  Greetings and peace to Mohammed who was harbingered in the Bible.  And his title was Paraclitus.  Paraclitus is also said to mean “a safe harbor”, “a soothing person”; and they even say that “mazmun” or the hidden meaning of this word is contained in the name “Ahmed”.  His holiness   And our master Yunus Emre said:  What the soul reaches, the mind engages, What the heart loves, the soul attains. And as much as our soul which descended from the realm of Oneness inclines towards knowledge, I have tried to understand all the matters of science and wisdom, and even tried to interpret these matters which my heart and soul loves.  Lakin ilim ve hikmet erbâbının kadîm zamanlardan beri meşgul olduğu ve bir türlü hall ü fasl edemediği bu meselele- ri, ancak bir dereceye kadar şerh etmeye imkân var; zira eski bir dî- vân şairinin dediği […]

Continue reading