Mülk ve Hilâfet kitabı hakkında

  Bir diğer adı da “Medine’yi Yeniden Kurmak” olan kitap “egemenlik” kavramını başlangıcından günümüze temelinden sorguluyor. Çetrefil meselelerle boğuşmayı severek göze alan; akademik kimliği yanında millî kültür sahasında da mütabahhir bir zat olan Şahin Uçar, tefekkür hayatımızın haylice karanlık kalmış bir alanında ışık yakmaya çalışıyor. Şahin Uçar’ın çalışma sahası “Ortaçağ Tarihi” ancak, ona, rasathanesini ortaçağa kurup oradan bütün kainatı gözleyen bir mustagrib diyebiliriz. Uçar, şahsi tarih felsefesini açıklayabilmiş ender ilim adamlarımızdan biri. İslâm’da Hilafet ve Mülk kitabının da başlangıç bölümünü metod bilgisine tahsis etmiş. Uçar “tarih felsefesi (veya yorumu) yapılmadığı takdirde; tarihi hadiseler hakkındaki bilgi yığını, işe yaramaz bir kaosa dönüşür” diyor. Ne kadar haklı.. İslâm’da Mülk ve Hilafet, mensup olduğu kültür muhitini derinliğine kavramış bir ilim adamının, evrensel alana ne denli rahatlıkla kanat çırpacağını göstermesi açısından güzel bir örnek. Okuyucu, kitabın ilerleyen ve gelişen bölümlerinde adeta evrensel bir forumun ortasında kendini buluyor. İnsanlık saadet ve felaketinin, bazen defne yaprakları ile çoğu kere ise kanla çizilmiş çerçevesi olan hakimiyet ve devlet kavramları, bu forumda tartışılıyor. Bu mahşeri zeminde Zerdüşt rahiplerinden, İsrâil peygamberlerine, St. Augustin’den Toynbee’ye kadar herkes söz alıp konuşuyor. Tabii Şia’sı, Selefiyesi, Hâricisi, Bâtınisi ile tüm İslâmî ekoller de bu resmi geçitte var. Uçar eserinin geri planında hep “ilahî […]

Continue reading

Varlığın Anlamı kitabı hakkında…

Kitaplar Arasında, Yılmaz Öztuna, Türkiye Gazetesi, 11,12,2010 > Prof. Dr. ŞAHİN UÇAR, Varlığın Anlamı, 3. baskı, İst. 2010 (ilk baskı 1995), 176 s., Şûle Yayınları. Şahin Uçar, tarihçi, filozof, mütefekkir, hattat, bestekâr, dîvân sahibi son şairimiz, tanbûrî, neyzen, pek çok kitabın yazarıdır. Tam mânâsıyle bir allâme’dir (erudit). Tarih felsefesi profesörüdür. Birçok Doğu ve Batı dillerine vâkıftır. Yukarıda sunduğum eseri, derin düşünceyi seven ve beğenen okuyucuyu cezbedecektir. Bayramın Huzuru, Varlığın Anlamı: Yeni ŞAFAK Gazetesi, Mehmet Şeker, 16.11.2010 “Varlığın Anlamı”na dair, Yeni AKİT Gazetesi, Ahmet Can, 15.11.2010    

Continue reading

KELÂM

I İşte sabah yıldızı! işte bitiyor gece -Uyandırdı dağları – şafağın parmakları- Ey karanlık gönlümü kavrayan el gizlice- Seninle doğar Kelâm ve seninle her hece- Şiir olur akıtır şaraptan ırmakları- Sularsın gönülleri, o susuz toprakları- Yağmur olur çilersin toprağa ince ince…   Altın rengi filizler getirir ilk baharı, Bir mevsimlik çiçekler solup döner yaprağa, Ve sonunda boş kalır ağaçların dalları   Sessizce akar zaman çürütür her meyveyi… Kalk, çalış! çünki bu ân, gül yaprağından ince Şafak sona ermeden söyle bitir herşeyi,   Şâir! geçen zamanı yoğur alın terinle Şiir bahçelerinden gül devşir ellerinle:   II O destan çağlarından, vahşî orman sesinden, O kayıp cennetlerin altın pınarlarından, Dağdan dağa seslenen gür çoban nefesinden-   Doğma bir şiir: Âdem… Âdemin hikayesi, ‘Altın Çağ’ın destanı ile başlasa bile, Âdem zavallı şimdi- çünki kısıldı sesi…   Tanrıya baş kaldıran o Âdem nerde şimdi? Hani kayıp cennetin o mutlu hür -insanı? Hani Tuba Ağacı, hani Kelâm Sahibi?     III İlk “iğvâ” Kelâm idi: Âdem ejderi görünce, Allı pullu, süslü, ince; “- Sen başkasın!” demişti, “Cennetdeki herşeyden” Ejder dile gelip birden “-Öyle mi dersin?” dedi. Şaşırdı Âdem büsbütün “- Hey sen konuşuyorsun?” dedi hayretler içinde, “Tıpkı Tanrımız gibi…” “- Sen de öyle!” dedi ejder, “Senin de Kelâm’ın var!”   Ve Kelâmdır aldatan, […]

Continue reading

ZERVÂN (SONSUZ ZAMAN)

 Ne zindeem ez hicr-i tü ne mürdeem ey şuh Feryad ez in nevi vücud-i adem-alud Yavuz Sultan Selim Ne canlıyam ne ölmüşem çün ayrıyam senden Feryad yokluk bulaşmış bu varlığın  elinden I Ey iki yüzlü Zervân, şafak kanatlı zamân! Hem gündüz, hem gecesin: yarı ateş, yarı duman Güneşe bak, gör ki gün / hem eski, hem yeni gün İki yüzlüdür her ân / Janus gibidir zaman Janus gibidir hayat; iki yüzlüdür kader Geceden gizli açan bir gül olur bir zamân Bir ân kanlı lâledir! bir kâse dolusu kan Bir ân çan sesi gelir, yola düzülür kervân Bir ân Sûr-i Sirâfil: ebedî şimdiki ân! Şafak vaktinde açan güldür ufukta zamân.   II Şafak vakti çalan çan! Yola çıkıyor Kervân Önümüzde sonsuz çöl, ardımızda Rûzigâr Kum tepelerde yiter, silinir izlerimiz… “-Ey deveci, develer Yorgundur / yük ağırdır Öyle şarkı söyle ki, Aşka gelsin develer” Gözyaşıyla yıkansın kum dolan gözlerimiz Zaman denen Ankaa Kuşu Hiç benzemez başka kuşa Çabuktur kanat çırpışı Çabuk geçer yazdan kışa. “-Ey deveci, devemiz Yorgundur / yük ağırdır” O şarkıyı söyle ki, Söylemiştir pîrimiz! “Cân ararsan, cansın Nân ararsan, nansın Bu nükteyi anla ki Ne ararsan, ondansın!” Rüzgâr esip geçiyor, geçip gidiyor Kervân Rüzgâr kanatlı zaman / yürüyor çölde […]

Continue reading

Üstâdımız Hatem Emmi

(Yeni Düşünce, 1987) Bir dostum, “Hatem Usta vefat etmiş” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Felç olup yatağa düştüğünü duymuş, bir mektup yazmıştım; ama, insanlık hâli bu ya, bir türlü Erzurum’a gidip ziyaret edememiştim; artık görüşmemiz rûz-i mahşere kaldı… Erzurum’da gömlekçilik yapan, gösterişsiz halktan bir arif hakka yürüdü. Ne diyelim: İnna Lillâhi ve innâ ileyhi râciûn! Erzurum’un Dadaş’ları herhalde çok hayıflanacak; amma, gösterişsiz bir halk adamı ölmüş; kimin umurunda, değil mi ya? Sohbetinde bulunmayanlar bilmezler elbette; amma, ben kendimi Sokrat’ın ölümünden sonra ortada kalan Eflatun gibi hissediyorum. Nitekim, Sokrat gibi, o da bir mîr-i kelâm idi ve onun dahi, sohbetinden müstefîd olan her çeşid insandan mürekkeb, bir cemaati var idi. Üstadı, soğuk bir kış gecesi, Erzurum’un Cumhuriyet caddesinde o zamanlar, herkese açık bir halk üniversitesi olan Hemşin Pastanesi’nde tanımıştım. Yavuz baba beni Hatem Usta’ya, “Hatem emmi bu da sizden, Şahin de Karapapak” diyerek tanıştırmıştı. Hatem Usta o sırada, bir diğer mîr-i kelâm ile Boyacı İsmail Usta ile yanımızdaki masada sohbeti koyulaştırmıştı; onların masasına geçtik; “Sivas’lı idim. Sivas’ta ononbeş Karapapak köyü vardı. Bizimki Kangal’ın Acıyurt köyü idi; hani şu 99 harbinde Rus cephesinde kahramanlıkları ile temayüz eden meşhur Mehrali Bey’in köyü.” İsmail Usta söze girip, Mehmed Arif Bey’in “Başımıza Gelenler” adlı kitabında Mehrali […]

Continue reading

PHOENIX

“Tao hayat yoludur ve her şey Tao’dur” Lao Tse PHOENIX  Ankaa… I Ve Ebâbil kuşları Çırpınarak kanat kanat Kanatlarını açarak Bir çırpıda aştılar Rûh uçurumlarını Ve Mâyâ’yı Ve kuşatıp gerçeği Kapladılar semâyı. Ve Ebâbil kuşları -cehle ve zulme inat- Orduyu kuşattılar ve taşlar fırlattılar -Yıkar bâtıl düşleri çökerken her Saltanat- Ordular yok oldular Ve o kuşlar gittiler.   II Ve Ebâbil kuşları Dünyâyı düşünmüşler: Bu Mâyâ’dır! demişler; bu Mülk ve bu Saltanat. Ey ruhların berzahı, Ey aldatıcı dünyâ! Seni de aşacağız Ey kışkırtıcı rü’yâ! Gerçeğe ulaşacağız… “Âlemlerimizden sefer” ederek, berzahlardan geçerek Bin yıl boyunca uçmuşlar-yorulmuş gümüş kanatları Ama birbirine yaslanarak, birbirine seslenerek Yola devam etmişler Sîmürg’ü bulmaya and içmişler: Bin yıl daha uçmuşlar Yoruldukça ilhî söylüyormuş o kuşlar:   Çünki her şey bu yoldur Bu yol hayat yoludur Ve bu yoldan geçerek Cümle gülzâre gelir.   III Kanatlanıp aştılar rûh uçurumlarını: Ve Mâyâ’yı -Dünyâyı- ve Moksâ’yı aştılar. Bir uçuşta geçtiler bu âlem-i berzahı Nirvânâ ülkesinde İllâ’ya ulaştılar: Varlık bir serâb idi: Yokluk dahi seraptır.   IV Ve orda çintemânî: Buda’nın üç incisi -Nirvânâ ülkesinde, Lâ ve İllâ Mülkünde- O ziyâfet sunulur; Ve bir inci yemişler Esrârı anlamışlar. İkinciyi yemişler, Birer Phoenix olmuşlar. Ölümsüz Phoenix gibi; Yanıp kül olsa bile -Külleri […]

Continue reading

S. I. Hayakawa: Language in Thought and Action: A summary with Keywords

S. I. Hayakawa’s Language in Thought and Action , in summary form Although the basic concern of the book is with «informal» semantics (not the formal brand of semantics concerned with, e.g. the computation of truth-value), i.e. the «symbolic» way in which utterances are used to convey meaning, it also raises the more cognitive issue of how language affects human thought and conditions behaviour, and addresses the resulting «ethical» question of how language should be used to achieve cooperation and understanding rather than confrontation and conflict. These questions (though viewed in a somewhat «optimistic» perspective) give the book additional value as one of the pioneering works in «critical linguistics», a discipline which was to develop only much later. HAYAKAWA : A summary in 36 keywords (click on the keyword to read an example) : Semantics is primarily concerned with meaning and reference, i.e. what Hayakawa calls the relationship between the «map» and the «territory». At the word level, it will assess denotation and connotation of the terms used, e.g. individual (1) or collective (2) affective connotations (of linguistic items !), words with built-in judgments (3) snarl- and purr-words (4, 5) and euphemism (6). The issue of synonymy (7) belongs here as well, as do the phenomena […]

Continue reading