Goedel’s ontological proof as inspired by St. Anselm and Leibnitz

Bismillah. alimet nefsün mâ kaddemet ve ahheret… Gödel’s ontological proof as inspired by St Augustine & St Anselm… Neque enim quaero intelligere ut credam, sed credo ut intelligam. Nam et hoc credo, quia, nisi credidero, non intelligam. ” (“Nor do I seek to understand that I may believe, but I believe that I may understand. For this, too, I believe, that, unless I first believe, I shall not understand.”) St. Anselm . çünin Mevlânâ fermâyed ki: “z’an taalluk kerd bâ cism-î ilâh tâ ki gerded cümle âlem râ penâh”

Continue reading

Şâhid-i ma’nâ benim, kimdir asıl söz sahibi?

Bismillâhirrahmanirrahim. Allaha hamdolsun ki Kelâm-ı Kadîmi ile Âdeme hitab etmiş. Ve beşeriyete o Kelamın nûrunu teblîğ eden Muhammed’e salat ü selam olsun: İşte o Kelam-ı Kadim’den bir ayet: “Haleka’l-insân; allemehu’l- beyan “: Hak yaratdı insanı; talim etdi beyanı.“ Bir başka âyetde diyor ki: Güzel kelime kökleri yeryüzünde dalları gökyüzünde büyüyen bir ağaca benzer.Bakara suresinde kelama dair bir ayet daha var: “Ve alleme Âdeme’l -esmâe küllehâ”: Ve  Âdeme bütün isimleri öğretdi.“ Allah Âdeme bütün isimleri öğretdi… Yani insana düşünmeyi ve her şeyi ismi ile çağırarak teshîr etmeyi, büyüleyerek hükmetmeyi Allah öğretdi. Kelam  Allah tarafından bahşedilmiş bir kabiliyet. Gerçi, “lisan insanların bazı ses sembolleri –kelimeler-  kullanmak için kendi aralarında bir anlaşmaya varmaları ile mi meydana gelmiştir, yoksa ilahi menşeli midir?” meselesi hakkında, lisan felsefecileri arasında, Heraklit’ten beri devam eden bir takım münakaşalar vardır. Kuranı Kerimdeki başka bazı ayetlere dayanarak, dilin “tevkif” ile mi “tevatu” ile mi meydana geldiği; yani ilahi menşeli mi yoksa insan eseri mi olduğu hususunda, islam uleması arasında dahi bazı farklı görüşler serdedilmiştir.  (Mehmed  el-Antaki,  el-Veciz fi Fıkhü’l-Lüga, Darü’ş-Şark Neşriyat, 1969, sh.55) İnsanların birbiri ile  anlaşmak, ruhi temas kurmak, haberleşmek ve fikir alış verişi yapmak için kullandıkları asli vasıta lisandır: ister konuşmak ve yazmak, ister işaret dili veya başka […]

Continue reading

2.1. solus ipse: solipsizm ve şuur

“Tutsam taleb-i hakîkate  râh-i mecâz Efsâne bahânesiyle arz etsem râz” Fuzûlî “Ego sum qui sum”: “ben, benim” diyebiliriz (bu bir totoloji, yani ma’lûmu i’lâm etmek oluyor elbette) ama “benlik” ne demektir? Gazâlî, “Meâ’ric ül-Kuds fî medârici ma’rifet in- nefs” (nefsini bilmenin basamaklarında kutsal mi’raçlar) isimli eserinde, ‘benlik anlamına gelen “nefs” kelimesinin Kur’an âyetleri içinde hangi farklı ma’nâlara gelecek şekilde kullanılmış olduğuna dair misaller vermiş ve “nefs” kavramının Kur’an’daki ibarelerde yerine göre “kalb”, “akıl” ve “ruh” ma’nâsına gelecek şekilde geçtiğini göstermiş; binaenaleyh, Arapça’da bu kavramların aynı ma’n’aya gelecek tarzda birbiri yerine kullanılabildiğini’ yazmıştı. Öyle görünüyor ki benlik, yani Nefs (Ruh / Akıl / Kalb) sayesinde kendimizi ve kendi dışımızdaki dünyayı tanıyor ve akıl yürütüyoruz. Gazâlî, “Nefs, mahall-i ma‘kûlâtdır” diyor. Yani akıl yürüten benliğimizdir ve kendi dışındaki dünya hakkında hüküm veren de odur; ancak bizzat bu benlik şuurunun kendisi veya insan rûhu hakkında fazla akıl yürütemeyiz; çünkü, şuur zaten benlikle başlar. Şuur kelimesini de hangi mânada kullandığımızı tekrar netleştirmeliyiz. Beynimizde oluşan tasavvura –meselâ çevremizdeki bir nesneye dikkat edince onu görmekte oluşumuza- şuur diyoruz (perception). Elbette, nefsimizin/ benliğimizin doğrudan doğruya dış dünyayla teması olmadığı malumdur. Görme, işitme gibi duyu organları vasıtası ile dış dünyadan gelen intibâlar, bir takım elektrik “impulse”leri ve kimyevî dalgalanmalar […]

Continue reading