bilim felsefesi: 3. celse

  1. HAFTA KISIM 1

 

Numan Hoca; Hocam tekrar hoş geldiniz. Bugünkü toplantımız üçüncü toplantımız. Geçen haftanın sonunda bahsettiğimiz üzere şöyle bir __ genel olarak oradan mind’a geçecektik.

 

Şahin hoca; Şimdi bu guide map yollarımız arasında baktığımız vakit ne görüyoruz mind knowledge oryantasyon proception yani bir duruş noktası olarak mind’dan başlamış. Ego sum qui sum’dan başlamış çünkü Tarihte de öyledir, insan hayatında da öyledir. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren önce şuurda nesneleri fark etmeye başlıyoruz sonra işte lisan eğitimiyle bir şekilde insan öğreniyor. Eğitim görüyoruz artık mind state e ulaşmamız daha sonra önce lisan arkasından bir takım dini inançlar, aileden alınan terbiyeli şeyler arkasından eğitim. Sonra da kendimize bir istikamet çiziyoruz mesela bende nasıl olmuş işte G… etkisinde kalmışım, tarih felsefesi yapayım falan diye kendime bir istikamet çizmişim halbuki tıbba da yetiyor ama öyle tercih etmişim, oryantasyon öyle. Sonra da ne yapıyor işte biz ne yapmalıyıza yakın sorular geliyor ustanın tabiriyle gelecekle ilgili ferdi olarak neler yapabiliriz ne yapacağımızı geleceğimizi planlamayı düşünüyoruz. Projeksiyonle, şimdi niye mind’dan başlamamıza gelince Spengler o sayılar kısımda sayılardan önce şeyde kitabın önsözünde Batının Çöküşünde decline of the West’de der ki yani bu Avrupalıların kendi kafalarına göre bir tarih anlayışları var ve efendim her şeyin merkezine batı Avrupa ülkeleri var. Bütün Avrupa da değil. Onun çevresinde bütün olup bitenler sanki sadece Batı Avrupa’da olup bitenler önemliymiş gibi. İnsanlığın geri kalanı için hiç bir önemi yokmuş gibi. Avrupa merkezli bakış açısıyla tarihi anlamaya çalışıyorlar. Yani bu şeye benziyor Nasrettin hoca zamanında dünya deyince kâinat akla gelirdi, dünyanın merkezi deyince.

Dünyanın merkezi neresi benim eşeğimin sol bacağının altı dediği gibi yani kendisini merkezde zannetmesi kâinatın merkezinde zannetmesi o kültürün diğer kültürleri sanki önemsizmiş gibi koskoca Çin bilmem Osmanlı falan

Ben bir tarihte bir Belçikalı tarihçi Henry Pierre idi galiba dünya tarihine bakmıştım da kocaman Osmanlı tarihi üç dört sayfaydı yani kaç ciltlik dünya tarihinde. Yani böyle oluyor son zamanlarda değişti tabi de Spengler den başlar mesela Times’ın dünya tarihi atlasına baktığınızda ön sözüne yazmışlar bunlar yani niçin Avrupa merkezli olsun duruş noktamız sadece Avrupa ve civarında. E şimdi tarih felsefesi yapacaksınız peki o zaman zaten benim bu tarih felsefi de epistemolojik münakaşalardan dolayı bilim felsefesine dönüştüğünden o zaman bu niye efendim bir coğrafyada belli bir merkezde başlayalım bir devletin tarihi veya bir medeniyetin tarihi o zaman kendi benliğimizde başlayalım çünkü dünyayı da zaten böyle anlamlandırıyoruz,  İnsan hayatını da böyle falan diyerekten, mind’ı Yani insan benliğini ve insan muhakemesini duruş merkezli olarak alınca tabi o zaman consciousness problemi daha ön plana geçiyor. Haliyle bizde o yüzden consciousness diye başladık ama aslında consciousness mind’in özeliklerinden sadece biri. Şüphesiz consciousness’in görüntüde perception’dan sonra cognitionla münasebeti var ama asıl insanın akli melekleri intellect consciousnessin daha üstünde bir fonksiyondur. Yani beynin deki reali görse bile Çünkü onun içinde insan mantık matematik falan gibi önceden bütün Yoluyla tevarüs ettiğimiz veya eğitimle öğrendiği kendi muhakeme kalıpları da var. Zihnimizi ve muhakememizi belirleyen her neyse şimdi burada evvelki konuşmalarda anlattığımız gibi yani insan nefsi soul diye alırsak bu canlılık özelliği zaten bu anlamda bir çeşit şuur her zamanda var. Hatta gariptir ama mesela Heisenberg gibi mesela Schöller gibi David gibi çok meşhur ve büyük kuantum fizikçisi bunun parçacıklar âleminde bile bir çeşit şuurdan bahsedilebiliceğini söylerler zaman zaman. Tabi yeri geldiği vakit ilim bahislerini konuşmaya başladığımızda o kuantum mekaniği bahislerinde Afif beyin bilgisine müracaat edeceğiz. Şimdi işaret edip geçiyorum. Burada self bahsini tartışıyorduk. Yani benlik zaten ego sum qui sum derken niye Musa hikâyesinden başladık pek çok semantik açıdan olsun matematik açıdan olsun ilim açısından olsun benlik açısından şuur açısından olsun pek çok tarihi falan bir identity meselesi var oda ben benim derken fakat onunda birçok enteresan belki yeteri kadar anlatamadık belki detayları bilmediğimiz için ama çok enteresan göndermeleri var. Çünkü sadece ben benim demiyorum o sum Kelimesi varlık anlamına da geliyor varlık benim anlamına da geliyor. Velhasıl çok iyi tefsir edilmemiştir ama Tanrı kendisini tarif ederken ben varım diyor ben benim diyor aynı zamanda varlıkta benim diyor. Bütün varlık zaman kavramı, mekân bakımından da varlığı kendisine tahsis etmiş oluyor o açıdan da birçok yoruma müsait sufiyane yorumlara veya başka ilahi yorumlara zaten birçok yorum yapılmıştır. Geçtik ondan sonra biz geldik ana başlıklarını vereyim Şimdi burada benlik problem ve identity probleminden biraz konuşmuştuk. Her ne Kadar biraz işaret edip geçtiysekte.  

Şimdi burada tekrar ele alınabilir consciousness ve mind bahsine gelmiş oluyoruz. Identity bahsinde nedir bu mind dediğimiz şey yani biz şöyle bir benzetme yapayım.

Eflatun’un mağara efsanesi var mağara efsanesinde işte insanları zincirlemişler. Bizim şimdi insanların ekranına baktığı gibi devamlı televizyona mağaranın duvarına akseden gölgelere devamlı bakıp duruyorlar. Mağaraya dışarıdan bir ışıktan bir gölge aksediyor bu gölgelerle bakıp gerçeklik hakkında kendilerine göre kanaatler getiriyorlar duygularıyla ancak içlerinden biri zincirlerinden kurtulup da mağaranın kapısından çıkınca gün ışığına ki burada gün ışığından kasıt hristiyan anlamında tanrıyla benzetme yaparlar mesela o fizik ve felsefe de ilahi bir dünya ile karşılaşılır.

Bu sefer gerçek bilgi ile karşılaşınca da oradaki duvara akseden gölgelerin gerçek olmadığını ama fark ediyor elbette böyle bir mağara benzetmesi var. Bütün idealizm buradan çıkıyor malum ben bu benzetmeyi insan beyni ve duygularla göz kulak falan gibi dış dünyaya açılan Bes penceresinden insan beyninin dışardan aldığı intibalar bakımından insan beyninde kafatasında bir mağarada yaşıyor. Ha – gibi düşün tutuyor orada beyinle ilgili ise şayet bu mind dediğimiz hikaye. Mind- identity si varsa yani zihinle vücut aynı şeyde yahut beyin aynı şeyde gidiyorsa çağdaş fizikalistlerin dediği gibi o zaman bu beyin kafatası içinde hapis hiçbir zamanda oradan dışarı çıkamaz neyle çıkıyor dışarı? Dışarıya beş duyu organları vasıtasıyla ulaşıyor. Yani görme koklama işte işitme dokunma, tatma Aristo’dan beri beş duyu diyoruz ama insanlar hatta Theseus’da bile vardır insanlar bu beş duyununda sınırlı olduğunun farkındalar. Mesela Theseus baktığında ısı duygusu var diyor ingilizlerin ee şimdi ısı duygusu ayrı bir şey sıcaklık yani harareti hissetme hatta bendeki kaşınmayı ayrı bir duygu sayanlar var bir de inner sense dedikleri inner senses outer senses. bunlar iç duyular dış duyular eğer insanın vücudunda hissettiği ağrılar mesela benim şimdi gözümde hissettiğim ağrı gibi veya tansiyon düşünce baş dönmesi gibi veya kulak dengesinin bozulması gibi hallerde yani aslında şuur dediğimiz şeyi ben aslında ciddi bir tarifi yoktur  Şuuru herkes kendisine göre tarif eder ve üzerinde uzlaşılmış bir tarifi yok ama ben şuuru zaten bütün duyuların Toplamı diye birlikteliği bütünlüğü ve içinde olmak üzere çünkü birliktelik ve bütünlük özelliği de var. Birliktelik nedir ben hissediyorum tek bir şahıs subjektivitesi var orada işte. Ego dediğimiz şey ya da nefis dediğimiz şey ve bu bazen akıl diye de anlamak mümkün. Kalp diye de anlamak mümkün. Herneyse tek bir şeyde oluyor bunlar bütünlüğü ve görmeyi de işitmeyi de.

Vücudundaki harareti diğerbütün hissettiklerinin aynı anda hissediyorsun yani bütünlüğü var sorun ayrıca bir de tekliği var yani tek şahsa aidiyeti yani  ben hissettim herşey şu anda benim hissettiklerim yani Şayet bende Öksürmek ihtiyacım varsa bunu sen hissetmiyorsun ben hissediyorum işte ben başka rahatsızlıkları’nın varsa iç organlarımla ilgili iç duyularımla ilgili. Şimdi bu inner sense darken bazı tasniflerde yapmışlardır ama böyle işte dengeli öksürüğü örnek verirler filan ama ben ona farklı bir şey daha eklemek durumundayım kendi anlayışıma göre deruni? hissediş mi diyelim deruni hisseler mi diyelim ona yani bunlar .

Inner sense derken mesela kendi varlığının farkında olması self evidence biri, biri hür irade hissi mesela ben şimdi konuşuyorum hangi örneği vereceğime kafamda tahlil ediyorum ondan sonra şu örneği vereyim diye karar veriyorum. Şunu anlatırsam güzel olur veya böyle yapmalıyım gibi. Hür irade yani modecian?? efendim bir de nedir Efeksiyon affaction duygular mesela acıyı hissetmek, acı hissi feelings her nevi içten gelen duygular yani bu iç duygular bize zaman duygusunu veriyor. Zamanın gerçekliği duygusunu veriyor mesela bu tamamen İntensiyonel gibi görünüyor ve öyle temsil ediliyor çoğu insan tarafından zaman İntensiyonel gerçeklik yani şurada ilgili. Dış dünyada daha zamanının varlığı yokluğu varlığı tartışılır ama şuurun tamamen zaman ayrımında olduğunu açık bir keyfiyet.

Mesela görme dokunma duyusu uzun hissetmek ve çocuklarınızla öğrenirken de mekan Duyularımız gelişirken hemen doğumdan sonra belki dokunma duygusu ve görme duygusu çok büyük rol oynuyor. Ama kulak bir şey söyledikten sonra arkasından bir şey daha söylüyorsun zaman içinde peş peşe gelen  gayrı– bir şey olduğu için kulağa hitabeden şeyler yani zaman içinde akıp gittiği için zaman duygusunu veriyor.

Hatta eskiler anlamayı gözden çok kulakla ilişkilendirirdi. Bazı ifade Mektepleri bunu gnostikler ve — -çünkü daha materyalist uzayla ilgili yani her neyse oda ayrı bir fasıldır girmeyelim yani biz şimdi şuurdan bahsedeceğiniz yani bu şuuru nasıl tarif ediyoruz yani uyanık haldeki şuuru nasıl tarif ediyoruz. Şuurunda muhtelif çeşitleri var biliyorsun uyanık haldeki şuuru normal ahval de herkes yani şuuru şu anda bizim paylaştığımız gerçeklik olarak gerek iç alemimde iç duyular vasıtasıyla — İç hasteler vasıtasıyla zamanda hissettiklerimiz zamanın gelişini hissetmek şu anda bir zamanın aktığını hisseden bir şurada yaşıyorum. Şu anda konuşuyorum ve zaman akıp gidiyor hem de continious biçimde bir Continuous biçimde discrete değil. Intensiyonel mahiyette öyle bir zaman anlayışı şuur veriyor. Sonra kendi varlığının farkındalığını veriyor yine şuur self evidence. Şuurun sadece perception cognition değil de artık kendisinin de farkında olmak şeklindeki kendi varlığını ve şu anda konuşanın kendisi olduğunun büyük ölçüde benzetmeleri yapanın ve şu anda muhakeme yürüten kendisi olduğunun farkında olması gibi. Burada da birlik ve bütünlükte var dediğim gibi bu duyuların toplamının farkındalığı. Farkındalık şu anda ben kendimin farkındayım zamanın akıp gitmekte olduğunu konuşmakta olduğunun farkındayım. Kendi hür irademle bir takım tercihler yapmak da olduğumun bir takım fikirler ifade etmekte çalışmakta olduğumun farkındayım. Efendim acı hissediyorum geçen gün düştüm için efendim kaburgamda acının da farkındayım. Hepsinin birden farkındayım. Bu toplam farkındalık anlamda hem bir bütünlüğü hepsinin birden fark etmesi hem de bir birliği olmasın yalnız tabi şu var hepsi birden yok ama insan aslında şuuru sınırlı bir yaratık ve uyanık şuurunda dahi İhmal ettiği şeylerin farkına varmeyebiliyor. Mesela araba sürerken de etrafımızdan Her zaman geçip gittiğimiz yoldan efendim takip ettiğimiz yolun içinden geçtiğimiz sokakların falan filan farkındayız. Ama onlar artık otomatiğe bağlamışızdır bir çeşit alt şuurdan gelenlerin çoğuna dikkatli etmeyiz. Bazı şeylerin zaten alışkanlık olarak şuur daha evvel de öğrendiği için mesela bisiklete binme alışkanlığı gibi dengeyi kontrol etmek bir kere öğrendiniz mi bir daha dikkat etmenize efendim öğrenme safhalarında olduğu gibi dengeli olmak dikkat etmenize hiç gerek kalmaz bunlar otomatik olarak şuur yerine getiriyor. Onların farkına bile varmazsınız bazı şeylerin size önemli görünen şeylerin farkındasınızdır. Aslında burada şuurun şöyle bir özelliği ortaya çıkıyor attention yani bir şey dikkatini yönetmesi şuurun çok fazla rol alıyor. Zaten ondan dolayı intention özelliği var şuuru diyorlar. Birisi intensiyonel birisi intentional niye intentional İşte söylemiştik daha evvelden tekrar etmeyelim intendane den geliyor yayı germek gibi falan Perceptions da per capare geliyormuş Latincede ve bir şeyi kavramak zapt etmek anlamında. Yani bu bana şey anımsatıyor insanın görme duyusunun göze gelen ışınlar değilde gözden çıkan ışınların bunları efendim nesneye gitmesi ve geri gelmesi Ve zapt etmesi şeklinde tarif etmesi bu eski ifadeleri bazen yanlış anlayabiliyor insanlar. Belki de kastedilen burada dikkatin uyarı bilmesine kavraması görünmesine kavranması çünkü ben geçenlerde heisenberg’in bu fizik ve felsefe kitabına bir daha bakayım dedim. Baktım ki orada mesela Teles’in bilmem Pisagorun Eflatun’un Aristo’nun fizik dünya hakkında yada genel şuur hakkında her neyse söyledikleri bir takım fikirleri yeni baştan tamamen farklı bir tarzda yani kendi anlayışına göre yorumluyor heisenberg ve onlar daha çok daha doğru gözüküyor yani işte. İlk planda anlaşıldığı kadar saçma olmaya biliyor mesela şimdi dört unsur falan diyorlar efendim ateş toprak su falan filan şimdi mesela heraklitin her şeyin özünde ateş vardır fikrinin her şey eriyicidir diye anlayabiliriz o zaman doru modern fizikte uygundur adam mesela enerjiyi de benzettikleri veya öbürünün su deyişi Her şeyin içine tanrılar var deyişi ama kendine göre tefsir ediyor. Ben şimdi zaten sizinle paylaştım, Bu son günlerde ve heisenberg’in fizik felsefesi olsun yine bu işin üstadlarından  — olsun ondan. Bu gelişme takvimini çok güzel özetledikleri için oradan sonra tekrar etmekte mana yok. Oradan okunabilir yeri gelince de arkadaşımız onları üzerinde konuşur biz gene şuur bahsi üzerinde kalalım ama yani eskiden söylenen bazı şeyleri yanlış temsil ediyor olabiliriz anlamında daha yeni modern değerlendirmeye tabii tutabiliriz istersek anlamında bunu söyledim sadece. — yani şuurun veya perception’ın dış dünyaya dikkatini tevcih etmesi dış dünyadaki nesneleri kavraması anlamında per capare anlamından gelmesi enteresan geldi bana oradan gelmesi kökün şimdi önce sencetion var daha doğrusu biz yani mağara insanla dönersek beynimizin dış dünyaya hazırlamak için dış dünyayla ilgili duygular var.  İç dünyayla yine kendi vücuduyla kendi yapısıyla şuuru ile ilgili iç algılar var onlar — Dış duyguların içinde bakıyorsun mağaranın kapısında aslında mağaranın kapısı gibi düşünürsen iki tane göz var. Şimdi çok enteresan bir şey söyliyim mi hiç tek gözlü insan gördün mü görmedin mi herkes çift göze hatta hayvanlar bile ama tepegöz diye bir şey var. Yani Sikloplar için bahsediyor Homerosta da bizim dede korkut’ta da var bir tepegöz hikayesi daha enteresanı ben ressamların yaptıkları tepegöz resimleri gördüm. Hem de bir tıp mecmuasında çok nadir olmakla beraber bir anormallik doğuştan gelen — tekgözlü insanlarda olmuş ve anlatılanlara göre orada anlatılanlar doğruysa bazı ressamlar bazı tekgöz insan profilleri yapmışlar bunlardan ilham alarak üstelik tek gözlü olmasına rağmen bayağı bir güzeldi ressamlar ustaymış demek ki yani onu söyleyeyim. Yani biz alıştığımız gibi idrak ediyoruz nesneleri zihnimizde kalıplar var onun dışında şeylerde olabilir. Ama bana gelen sense Başka ne derler duyu diyebiliriz türkçede. Sense işte —- dediğimiz şeyler dışardan mesela görebilmem için nesnelere bir takım fotonların gözümüzün üzerine düşmesi gerekiyor. Bunun da Her ne kadar fotoğraf makinasını ki gibi bir film üzerinde değilse de fotoğraf makinalarını benzemiyor ama biraz bu şu anda kullandığımız çekim yaptığımız aletinkine benzer çünkü bunun içinde de elektronikte olsa bir beyin var. burada bir levha üzerinde teşekkül eden bir görüntüyok bir takım elektrik impulselerı beyindeki dikkat edersen bu beyin benzetmesini döneceğim çünkü — diye cognitif science uzmanı önemli de bir filozof bu —- benzetmesini çok yapıyor. Ne için şuur bahsi için. Şimdi yani bu model artık fotoğraf figürüne değilde bilgisayar hafızasına kaydeden fotoğraf makinalarının ki biraz daha uyuyor demiş olduk. Peki burada aslında görmüşüzdür yani bir resmi herhangi bir resmi gerçekte olan piksel sayısını artık fotoğraf makinasının hassasiyetine göre daha fazla çok gereksiz olanları büyüttüğünüz vakit bulanıklaşmaya başlıyor resim çok fazla büyütünce piksel piksel görünmeye başlıyor. Hatta meşhur örnektir beynin kavrayışıyla ilgili Einstein böyle piksel piksel bir resmi vardır. Dört beş tane böyle dikdörtgenimsi Şekil vardır. Hiçte insana benzer bir tarafı yoktur o şeklin fakat o şekle bakar bakmaz herkes Einstein der. Halbuki çok—çok fazla büyütülüp piksel piksel olduğu için artık Einstein mayştayn falan yok orada anladın mı ama meşhur bir örnektir bir kere şartlandık Einstein tanıdık beyin o yüzü tanımaya alışık oda gerçekten artık o kadar piksel piksel hale gelmiş ki Einstein yüzü falan demek için yüz milyar şahit lazım ama beyin bakarak bu ayrıntıya Einstein yüzü diyor. Herkeste Einstein yüzünü benzetiyor bakınca. Yani Perception önceden belirleyici rolünü aktarmak açısından söyledim bunu kavrayıcı rolünü çünkü orada bir ses fotonu geliyor bir takım fotonlar geliyor eğer çok büyütürsen tıpkı fotoğraf makinasında olduğu gibi piksel piksel oluyor gene anlatmaya başladım değil mi evet biraz daha özet geçelim. Yani sonuç olarak perception var şimdi biz niye burada dedik ki kardeşim niye biz bu ego sum qui sumdan işte bu geniş şuur yüzünden başladık ve uygun bir stand point olduğu için niye bir bilgi arayışını ister tarihi ister bilim felsefesi başka kendi benliğimizde şuurumuz yerine herhangi bir kültürün peşin hükümlerine bağlayalım. İster batı merkezli batı avrupa merkezli istersen İslam merkezli ister Budist hepsi farklıdır. Çünkü mesela Budistlere gidersen hiç benlik diye bir şey Kabul etmez şuurda Kabul etmez yeri gelir dünyadaki gerçek varlıkları da Kabul etmez bizim gerçek diye Kabul ettiğimiz. Dış dünyayla kabul etmez—- ilizyondur der.yani Farklı kültürlere göre çok değişken bir biz niçin kendi muhakememiz kendi şuurumuzdan hareketle değilde bir takım tarihi kültürleri ve bunların sebillerine bağlı olarak konuşalım diye bunu seçmiştik tamam burada şuurdan başladık tabii olarak işte mind olsun şuutrun alt başlıklarından biri sadece bana göre mind dan başladık mind, mind varlık probleminde şuur işte. Bunun içinde elbette şeyler var muhakemenin aletleri olarak İşte semantik mantık matematik gibi ve epistemoloji meseleleri de elbette tartışılıyor şuur meselesinde. Şuurdan oryantasyona geçtik  tekrar etmiş olduk ama şuurdan bilgiye şuur sayesinde Edindiğimiz bilgilere o bilgiyi haritasından da oryantasyon tahlilinde bir hedef tayin etmek arkasındanda gelecekle ilgili neler yapabiliriz diye konuşmak iste Tarih felsefesi özünde budur demiş oluyorum. Ama burada çok büyük ağırlık Şuura insan zihnine ve insan zihninin öğrettiği gibi pek çok epistemolojik problemlere onun bilgi problemlerini ve arkasından da işte zaten bilginin çeşitli dallarının dezavantajları avantajları münakaşasında daha sonra ancak oryantasyona geliyor yani bilim felsefesi dönüşmüş oluyor. Şimdi burada aslında her ne kadar Özetlemişte olsam teferruata girmemişte olsam identity meselesinde hiçte temas etmedim son derece bilinen şeyler mesela söylüyorum ya —- örneğiydi galiba prens kendisini – aynı zannediyormuş yer değiştirmişler kim kimdir diye. Şöyle de düşünebilirsin Tolstoy mesela al sana bir örnek tolstoy büyük bir yazardır tamam ama bu herif ama ben fakirler gibi yaşayacağım kimsenin emeğini istismar etmeyeceğim diyerekten kendi ayakkabısını kendini yapmaya başladı ayakları üzerinde durmaya başladı. Tolstoy dostoyevski konuşmalarında anlatmışlardır-şimdi hangisi gerçek Tolstoy? Roman yazarı tolstoy’u Tolstoy mu kabul edeceğiz kendi ayakkabılarını imal edin tolstoy’u tolstoy kabul edeceğiz. Yani zaman içinde bir çok ayrıntı değişebiliyor, onun bir çok tartışılması gereken teferruatı var aslında Mesela ben aslında bu konuşmayı Afif bey gelmediği için anlattıramadım bir şiirimle başlayacaktım  kelam diye bir şiirimle

İşte sabah yıldızı işte bitiyor gece

Uyandırdı dağları şafağın parmakları

Ey karanlık gönlümü kavrayan el gizlice

Seninle doğar kelam ve seninle her gece

Şiir olur akıtır şaraplar ırmakları

falan diye böyle bir şiir uzunca dil üzerine di yapısı üzerine uzunca bir şiir kelam üzerine oradaki sabah yıldızı lafı bana identity meselesinde hesperus akşam yıldızı fosforus sabah yıldızı birinin adı hesperus birinin adı fosforus? çok bilinen bir örnek. peki niye iki farklı ismi var eskiden insanlar birine akşam Yıldızı birini sabah yıldızı zannediyorlar sonra ikisi de venüs. İkisinin isimlerinin değişik olması aynı mahiyete işaret etmesine mani değil sonuçta biz ikisinin aynı şey olduğunu biliyoruz. Ama ayniyet dediğimiz şey o kadar problemli ki mesela mantık açısından bir şey neyse odur. Bir şey hem kendi hem de başkası olamaz mantığa göre neyse odur. Ayniyet problemi yani identity problem mantıkta Aristo da başlıca problemlerinden biri bir şey neyse odur işte o ikinci şıkkın imkansızlığı yani hem öyle hem böyle olmasına—terim dedikleri orta terimin dışlanması ki — diye efendim ve bir de konsdedikşina yani paradoksa karşı olması gibi üç temel özelliği Aristo’nun. Şimdi mesela çeşit çeşit mantık vardır bazıları ayniyet prensibini kabul etmez zaman içinde değişiyorlar değişebilirler hatta Aristo’nun kendisinde vardır — yorum kitabında neyse işte interpretione yani kitabında Aristo der ki yani buradan şeyler de var gerçeklikler de var mesela bir şeyin böyle olması gelecekle ilgili ifadeler de bunlar  geçerli olmayabilir işte işin içine zaman yada başka kalitatif özellikler girince, şarta bağlı bazı özellikler istersem tadal edelim ama maksadımız tadal etmek değil sonra yapacağız onu. Demek ki daha oradan başlıyor problem yani ben diyorsun var mı yok mu ben diye bir şey yok yok elbette çünkü Aristo’nun veya Eski yunan zihniyetinin veya doğmatik Realizm’in heisenberg in tabiriyle doğmatik Realizm’in Kabul ettiği aşırı fizikalist mantığa göre bir şey somut olmalı, cisim olmalı ki var kabul edilebilsin. yani uzayda yer kaplamayan nesneyi var kabul etmiyor zihin içinde zamanla ilgili bir şey intense bir şey extentional mahiyette değil bu bakımdan ben hatta decartes’in rex cogitans rex extensa şeyini rex cogitans rex intensa diye değiştirmek temayülündeyim yani intensive olanlar zamanla ilgili olanlar zihni olanlarama daha çok hissedilen şeyler o gerginlikten dolayı hatta birisi söylemişti düşünüyorum öyleyse varım yerine hissediyorum öyleyse varım desek daha doğru bir şey söylemiş oluruz. Şimdi Descartes’i tenkit edenlerden birisi şuurla uğraşan niye hissetmek çünkü hissetmek qualia biliyorsun acıyı hissetmek renkleri hissetmek gibi şeyler var şuur bahsinde nöröfizyologların izahında zorlandıkları veya hiç izah edemedikleri bazı şeyler arasında ama hissetmek mesela acıyı hissetmek şimdi ben ışığı görüyorum hatta güneş çığlah gözle bakarsam gözümü acıtırlar değil mi. Şiddetli olduğu için güneş ışığı çıplak gözle bakarsan-bahsederken bahsetmiştim gerçeği çıplak gözle bakmak falan diye. Eğer yoğun güneşin kaynağına bakarsak çok parlak kaynağını, frekansı yüksek falan gözünüzün hücreleerini yakabilir yani acıda verir. Nitekim Şu basiti şey bile gözümüzde kızarmaya ve acımaya sebep olabiliyor bilgisayar dalgaları çünkü orada sadece beyaz ışık değil başka ışıklarda var aslında üç dört çeşit dalga olduğunu okumuştum bir yerlerde. Şimdi demekki ben acıyı hissediyorum peki mesela şu anda kaburgamda hissettiğim acı geçen gün düştüm şu anda da hala kaburgamda ağrı var hissediyorum değil mi niçin gözümle gördüğüm nesnelerin gerçekliğine yani perception açısından çok fazla güveneceğimde acı ya acıya güvenmeyeceğim bu da iç duyu o dış duyuysa ve aynı derecede hatta daha bile gerçek geriye çektik hatta iç duyguların dış duyulardan daha gerçek olduğu iddiası vardır bazı kültürlerde mesela işte ben hatırlayamayacağım o adamın ismini Çinli bir filozof seninlede paylaşmıştım, Biruni’yi de paylaşmak istedim ama dur bakayım ne diyordu Adamcağız. Yani bir Çinli filozof oralarda kalp o da enteresaan kalp ve zihinde aynı sayılıyor heart mind diyor kalp ve zihin diyor tıpkı—- nefs, kalp, ruh işte bazen birbirinin yerine geçebilmesi gibi adam diyor ki iç duyular çok daha gerçek ve enteresan lafları vardır hülasa etmek isterim buraya da yazmıştım ama mesela şey demiş. Tanrı, immediately nasıl çevirebiliriz türkçede bir şey diyorlardı ama hatırlayamadım immediately derhal anlamında anında dedikleri tecrübe insanı ruhunda cereyan ediyor dış dünyada değil yani ben ben derken o veya ben varım derken orada ben varlık iddiası geçmişi geleceği şimdiyi de kapsadığı için aynı zamanda onlardan daha önce bahsetmiştik. Zihnimizin içinde hissettiğimiz şeyler dış dünyaya dair bilgimiz şeylerden çok daha ikna edici gerçekliklerdir iç duyular yani çünkü vasıtasız bir kere onu da hesaba katmak lazım Galiba yani doğrudan doğruya bir tecrübe kendisinin farkında olmak, zamanın farkında olmak, zamanın farkında olmak, zamanın aktığının farkında olmak acıyı hissetmek kualya gibi şeyler her ne kadar bunlarda beyin hücrelerinde beynin falan veya filan bölgesindeki koordinasyon var orada cereyan ediyor dış dünyadan gelen intibalarımız var, şimdiki intibalarımız var  Sonra işte ilgili duyu merkezleri ne iletilmesi oradan tekrar  nasıl oluyorsa öyle bir homografik bir çeşit  net work düşünelim bu net work bir çok başka nöronlarla — onu fark etmesi kavraması başka bir şey, kendi içinden gelen iç duyuları kavraması yine ayni belki faaliyeti tarzı ama biraz daha sanki — biraz daha içten. Bir şeyi içindenbilmek için yüzüne vakıf olmak ruhuna nüfuz etmek deriz ya biz ruhuna nüfuz etmek o anlamda daha ikna edici gibi görünüyor. Yani bu adamın sözünü bulamadım ama ismini hatırlayamıyorum nakledecektim ama bu adamcağızın tabi Çinli adı yani iç duyuların dış dünyayla ilgili tecrübelerden çok daha kesin olduğunu güzel ifade ediyor adam. Yani şimdi ufak bir ısrar etmeyeyim diye aklıma takıldı takılıyor dediğin gibi neyse Wang yang ming

yani ego sum demek ben varım demek orada da enteresan şeyler yok değil aslında sum kelimesinden dolayı hakikaten decartes’in söylediğinde epistemolojik açıdan bir kesinlik var. Yani dil açısından ben varım demek doğru ama identity bakımından tartışıldığında aynı sonucu vermeyebiliyor o yüzden fizikalistler tartışıyor zaten şimdi bu adam demiş ki gerçek bilgi içtendir içten gelir. tabii bir takım prensipler bahsediyor gerçek bilgiyi içerden gelir kainat zihindedir ve benim zihnimde bütün kainattır. Konfüçyüsün bütün prensipleri bana yazılan — ibarettir zaten diyor. Kainat benim içimdedir kainat universe is my mind and my mind is universe kainat bir akıldır ve benim aklımda kainattır. Şimdi bunun çağrışımları sebebiyle çünkü biliyorsun eflatun Pisagor gibi bazı eski kadimYunanlılarda bilginin indeed olduğunu iddia ederler.Chom— gibi mesela çağdaşlardan dilin bazı universal dilin mevcut olduğundan her dil farklı ama dilin kalıplarını hazır olarak beynine geldiğinden bahsetti. mesela Kant matematikle ilgili bilgilerimizin indeed olduğunu iddia etti — olduğunu iddia etti. Kant zaten zamanı mekanı ve sebepliliği de zihnimizin dış dünyaya projeksiyonları olduğunu zihnimizin inşa ettiği şeyler olduğunu bir takım fotonlar geliyor tamamda orada resim teşekkül ediyor. o tek tek ışık taneciklerinden farz edelim ki Şey bir göl üzerine yağmur damlaları düşüyor onun gibi bu nasıl-resimde piksel piksel olacak Einstein örneğinde olduğu gibi bu beynin nasıl birleştiriyor nasıl inşa çok constractive bir yapısı var yani inşa ediyor beyin perception ya aslında ses impulseları yani duyuların etkileri duyulardan gelen etkiler dış dünyadan gelen etkiler işte beynin dışarıya açılan açılan kapılarından ister tatmak şeklinde olsun, ister görmek ister dokunmak şeklinde olsun sonuç olarak bunlar intibadır. Bu intibalar neye dönüşmüş oluyor perception’a dönüşmüş oluyor Perceptionla dönüştüren önceden hafızada var olan bilgileri, öğrenilmiş bilgileri, görmeyi nasıl öğrendiyse artık küçükken şuan çok acayip bir çağda yaşıyoruz şimdi artık geçenlerde gördüm sadece büyüklerin değil bir yaş altındaki çocukların bile kafalarına şeyleri bağlıyorlar acaba bunların beyin gelişmesi nasıl oluyor diye inceliyorlar şimdi üniversitelerde. İnceleyip de ne çıkaracaklar ne kadar çıkaracaklar epeyce de hamdır belki o çağda beyin yolları onu da bilmiyorum artık ne görecekler ne gibi hükümler çıkaracaklar ama acaba nasıl teşekkül etti diyorum ben okuduklarım şayet doğruysa önceleri lens geliyor sonra renk geliyor çocuk altı yedi aya gelince ancak babasını tam  tanıyor Einstein’ın piksel piksel resmindeki gibi bunaık görüyor sonra netleşiyor falan görmeyi öğreniyor Dokunma yoluyla görme yoluyla uzayı öğreniyor, uzayı inşa ediyor zamanı inşa ediyor beyninde İddiası var şimdi bazı şeylerin de aslında doğuştan geldiği iddiası var. şimdi ben dediğimiz şeyin için de de sadece şuur kendisinin farkındalığı bakımından şuuru kendi diyelim biz buna çünkü ben lafı başka şeylerde çağrışım yapıyor. Self karşılığı değil Tam manasıyla ego çünkü ego insan kendisinin farkında olması kendi varlığının farkında olması. Ben kendim dediğim zaman sadece beynimi ve şuurumu kastetmiyorum vücudum da bana ait maddi olan şeyler de yani mind sadece mind değil madde hatta bu benliği şahsiyeti teşekkülleştiren şeylerin içinde sadece şuurun beynin faaliyetleri yok ki ben şöyle düşünüyorum işte sen çok daha iyi bileceksin demek istediğimi zaten doğuştan gelen indeed şeyler olabileceği gibi beynin yapısı itibari ile onun dışında ırsi mirasımıza dayanan yani genetik mirasımıza dayanan şeylerde var bir kere yani mesela bir adam şizoit tabiatlı olabilir, — olabilir. Ne bileyim işte efendim vardı ya işte —, —, tasnifleri insanın mizacından mizacı bırak vücut yapısından dahi eğer saf tiplerse insanların karakterleri hakkında çıkarımlar yapmak mümkün.—– şimdi Sheaksper’de bile var, bak diyor şu kara kuru herif varya zayıf o çok düşünüyor tehlikeli adam,Öteki bilmem Ceaser oyununda o diyor şişko fıkralar anlatıyor, gülüyor ondan zarar gelmez diyor politik manevralar falan – bana çevirecek bir takım sinsilikler yapacak bir adam değil öyle bir tip falan diyor. Neyse yani o zaman bile dikkat edilmiş piyes yazarları bile yazmışlar bak bu şişko, göbekli sürekli kahkahalar atan milleti güldüren adam bundan korkma ama şu kara kuru gülmeyen adam tehlikeli adamdır arkamızdan bir numara çevirebilir siyasi olabilir diyor tipi kast ederek yani – geçiyor. gençliğimde okumuştum onlar ne derece geçerli aynı tartışma konusu başka bir tasnif yapmış top mind tender mind demiş – böyle şeyler yok değil piskolojide psikiyatride. Ama gerçekten de ırsi olarak genetik mirasımızdan gelen karakteri özellikleri değilse de yönelişlerimiz olduğu dispozisyonlarımız olduğu bir açık. yani bir kere neye göre insanın tamamını çevre etkiliyordur, eğitim çok etkiliyordur çevre etkiliyordur yetişme tarzı dil her şey etkiliyordur ama onunda bir iç sesi var. İnsanın beden yapısında bile belirleyici oluyor genetik miras. Bu dispozisyonun yani mesela depresyon hali mütemadiyen insan başka tamam bunlar belki aşırı genellemelerle belki çok münakaşa götürür ilmi–açısından Ama böyle şeyler de var yani bütün genetik mirasımızda dahil olmak üzere hepsinin sahibi olan bir kişiden bahsediyoruz ben dediğim vakit yada soul dediğimiz vakit nefs dediğimiz vakit. Buna bedende dahil elbette ve tabii ki bedenin iç duyguları da dahil ama biz şimdi Aristo’dan beri ezberlemişiz beş duyu falan demeye zaten eski yunan zihniyeti dış dünyayı ve statik şeyleri biraz fazla mübalağalı şekilde dikkate alıyor. eski yunan felsefesi falan gerçi orda da farklar var Eflatun Pisagor falan ruh diye bahsederken öbürü soul demeyi tercih ediyor yani onlar da yine uzun uzun tartışmak gereken ŞEYLER ama netice olarak iç duygularımızı epistemolojik değerinin bilgi değerinin yani geçerliliğinin evet dış duyularımız kadar hatta belkide daha gerçek olduğunu söylemiş oluyorum res intensa derken yani zaman duygumuz, ya zaman tabii maddi bir şey değil veya benliğim zaten zamanın içinde olan bir şey hatta ruh zaman içinde inşa edilen bir şey onları tartışmak lazım ama self evidence, hür irade acı yani duygular irade free yani hür free diyorlar yani zaman duygusu gibi bazı iç duyguların dokunma duygusu kadar görme duygusu kadar bir gerçeklik intibahı var. Ve bir çok kez çünkü herkes böyle hissediyor bunun aksini istediğinin görmedik insanlık tarihinde de. herkes iç aleminde de zamanın geçtiğini hisseder bunu ifade edemiyor olabilir. veya ilmi bilgi de kafamız karışıyor sürekli problem çıkabiliyor olabilir. Ama hissiyatınızdan bahsediyorum duyudan bahsediyorum Perception şeklinde aynı zamanda zaten bazıları da farklı şeyler söylüyor. Şimdi bu duygular açısından baktığımız vakit bir kere mind body identity bakımından yani self evidence diyorya self diye bir şey var mı? vallahi self diye bir şey yoktur diye bir sürü tartışma var onlra girmeyeceğim şimdi. Örnekleri de var mesela. Şöyle demiş — adam deinty mi artık nasıl telafuz ediyorlar farz edin ki bir takım nanomolekülerden küçücük makinalar yaptılar vücudumuzu aynen taklit ediyor biyolojik sistemleri koydular kanımızın içine bir sürü nanomotor gittiği şu hücreyi bu hücreyi en küçük atomuna kadar vücudumuzda ne varsa kopyalıyor.  karaciğerimizi kopyalıyor yeni bir karaciğer yapıyor orada inşa ediyor. O makinalar karnınızın içinde dolaşırken düşünce deneyi bu ya bunu o noktaya götürdük  ki beyniniz meyniniz dahil vücudunuzda hiçbir şey kalmadı ki en ufak moleküle efendim parçalarına varıncaya kadar vücudunuzun bütün organlarını yeni baştan imal etti Bu makinalar. siz makinaya dönüştüğünüz yani peki aynı şey misiniz makineye dönüştükten sonra e aynı şeyleri hissediyorsunuz farklı hissetmiyorsun bütün hücrelerine varıncaya kadar aynı gibi görünüyor ama aynı şeymi makinayla falan diye bir benlik tartışması yapıyor fenomen deyişlerinin sebebi bu zaten. fenomen ne demek zaten zaman içinde olay demek. yani kant nedir onlar nesnelerin teasr in itself diye tercüme ediyor İngilizcede nesnelerin kendiliği kendi asli mahiyetleri bilinemez. Bizim bilgimiz onların onlara verdiğimiz isinler bir takım identityler veya işte şu da tartışılıyor. mesela semantikçiler dış dünyayla ilgili söylediğimiz şeylerin mantık yürütmelerin Aristo mantığı falan bunları tarifler olarak Epistemik bakımdan yani dil bakımından geçerli olduğunu fakat dünyaya tekabül ettiğinin şüpheli olduğunu söylerler. Kelimeler başka harf başka gerçeklik başka derler. İşte Koz… meşhur lafıdır science and  seninle paylaşmıştık tarihte farazi değildir kelimeler kendi tutarlılıklarından-tutarlılıkları bakımından bilgi ideolojisi bakımından doğru olabilirler. Bu Epistemik bir gerçek ontolojik bir yer çek değil diyor. Şimdi şuuru bir çok faaliyeti Epistemik gerçeklik bakımından yani kendi tutarlılığı işte mantığı matematiği felsefesi açısından vs kendi gerçekliği Kabul edilebilse de dış dünyadaki gerçekliği birebir ayniyeti, dış dünyaya tekabüliyeti tartışılabilir diyor bir çok semantikçi. yani bunların örneklerini vereceğim şimdi özetlemek zorunda olduğum için bir sürü mantık tartışması var. Bir sürü de mantık var biliyorsun şimdi burada geldik demekki bir kere inkar edemeyeceğiz çünkü iç duyu diyor ve en az görmek kadar geçerli. arıza çıkarmıyor mu tartışılamaz mı? Elbette tartışılıyor mesela biz uyuyoruz ve uyanıyoruz. uyuduğumuz zaman bir kısmını kaybediyoruz Şuurumuzun başka bir şuura dönüşüyor veya başka bir şuur efendim veya — gibi ilaçları aldığımızda hissettiklerimiz başka, kokain çekince hissettiklerimiz başka, efendim ne bileyim zehirli mantarlar yiyince yahut yüksek meditasyon numunelerinde veya mistik tecrübenin numunelerinde Budistlerin falan oluşan şuur halleri başka. Bunların hatta beyinde algılanması ve beyindeki dalgalanmalar falan o işte MR cihazlarıyla takip edilen faaliyetler korelasyonlarda incelenmiş bazen de izledik yani orada enteresan paralellikler görülüyor. — onlar daha kararlı ve ahenkli hale geliyor bir şeyler oluyor. Yani meditasyonal hallerinde tamam ama bunlarında tabii çok tartışması yapılabilir ve yapılmışta zaten. Şimdi ben bu Eflatun’un mağara ideasından şöyle bir benzetme yapmıştım aslında daha evvel de yaptım bu benzetmeyi Hazar Kağan’da da bu irtibatı kurmadım. uyanık haldeki şuurumuz mesela — deki veya rüyalar alemindeki şuura nispetle sınırlandırmış concrete edilmiş şuur olduğunu concrete consciousness yani tıpkı eflatun mağarasında zincire vurulmuş dışarı çıkamayışı gibi mantığınız, diliniz, tecrübemiz, hafızamız normal dünya ile ilgili istikrarlı algıların yönlendirmesi uzay, zaman falan gibi kesinliklerın fiziki âlemini etkiler çok net hissediliyor olması uyanık şuurda. Şuuru sınırlandırıyor yani şimdi ben efendim yolda yürürken uçmayı falan hiç hayal edemem uyanık halimde. Şimdi uçsam falan diye kendimi uçurumdan atmam ama rüyada pekala uçuyorsun işte değil mi ? güzelce uçma rüyası vardır yani sınır koymuyor beyin kendisini hür tayin ediyor uyanık halinse bu mağaradaki halimiz gibi belki de şöyle bir benzetme yapmam gerekecek, bir yüksek şuur hali var buna uzun yıllar pratikler meditasyonlar yogayla falan ulaşılabilir. Bazı inançlarla ulaşılabilir. Tabii ilaçlarla ulaşanlar tartışma götürecektir efendim hipnoz hali gibi – –örneklerde var da mistiklerin uzun zaman pratik yaparak ve– ederek ulaştıkları başka trans hallerinde söz konusu orada hissedilen dünya algısının farklılaştığını biliyoruz. Yani genişlemiş bir present time Normal daha doğrusu bizim bellediğimiz dilin de telkin ettiği, kültüründe telkin ettiği büyük ölçüde ayrıca biraz daha zihnin kendi inşa ettiği böyle geçmişten geleceğe doğru tek bir düz çizgi üzerinde ilerleyen zaman yerine farklılaşmış bir zaman algısı geçebiliyor. Farklı uzay anlayışı içeriyor kendi içinde farklı bir anlayış. Ama şu lafı da geçen gün nakletmiştim sana hatırlıyorsun subjektif bir durum şuurun kendisiyle ilgili hissettiklerini kendisinin nasıl objektife edecek. Yani kendi varlığının farkına varmayı başarır ama diyor ama hatırlıyor musun onun gibi ama öyle şeyler olabiliyor insan tecrübesinde de var. Şimdi demekki burada şuur bahsinde bizim konuşacağımız şeyler aslında burada özetlediğim şekliyle bir benlik meselesiydi onu geçtik. ondan sonra Sensation, Perception, Conception böyle gidiyor peşpeşe. Sensationdan başlıyoruz yani ne şuur. Şuuru konuşacağız elbett dış dünyada algıladığımız veya iç alemimizden gelen duygularla elde ettiğimiz intibaların zihnimiz tarafından bir kavrayışa Perceptiona dönüşmesi ve orada önceki hafızamızda var olan bilgilerle, tecrübemizle, muhakememizle, eğitimimizle artık her neyse dinin kendi temayülleri bazen de emniyet yapısından gelen ırsi mirastan veya doğuştan gelen kabiliyetlerden ötürü efendim kendini inşa etmesini o Perception conceptiona dönüşüyor. kavrama dönüşüyor yani ben burada bu nesneyi gördüğüm vakit işte siyah beyaz kağıt üzerine bir takım harfler var. Burada bir yazı var. Yazıda bir isim var isimde tanıdığımız insan ismi falan diye ama bu önceden öğrenilmiş şeyler var yazıyla dilde arkadaşın ismi ile bilmem neyle ilgili. O dikkati yöneltince o sensationu Perceptiona, Perceptionu cognitiona dönüştürüyor. cognitionlar dönüşürken zaten eskiler şey derler Hayal derler bizim İslam filozoflarının yani meyil derler meyi tabiri kullanırlar. yani imagination tasavvur yoluyla bir Perceptiona dönüştüğü, cognitiona dönüştüğü ondan sonra dil devreye giriyor. Başlıyor şunlar şu şunlar bu bu bundan büyük bu işte şu öbürünün adı bu beriki bilmem ne falan ve kategorizasyon onlar dilin kendi tabi mantığı işlemeye başlıyor. zaten bir çok insan mantık hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmez sadece adını bilmiştir. Yani bu — insanlar, mantık mantık diye konuşuyor ama herkeste mantıklı konuştuğunu zanneder. Birer istisna çünkü dilin kendisinde de bir mantık vardır zaten. Dilin tabii örgüsü onun teferruatına girmeyeceğim — falan yazdıklarını şimdi hatırlıyorum ama dilin tabi kategorizasyonları hakkında dilin kendisinde de bir mantık var esasen mantıkta dilden dilin semantik analizinden gelmiştir. Aristo’nun yaptığı şey dilin tabi kategorizasyonlarının semantik bünyesini formalize etmek bir mantık sistemi şeklinde. Zaten var olanı yani nasıl ki ego sum deyince orada zaten düşünüyorum derken orda bir düşünüyorsam o zaman kim düşünüyor ben düşünüyorum. Zaten beni içeriyor diye gramerden çıkıyor ya, düşünüyorum öyleyse varım. Onun gibi bu da dilin gramerinden, tabi mantığından popüler mantıktan çıkarıyor. Bu nereden geldi bu tecrübeden geldi, elbette bir Şuur var – sınırları var, algı sınırları yani şuurun. Nedir işte perception’da belli seslerin altındakini veya üstündekileri duyamıyorsun uzun dalga boylarının veya işte 400 ile 700 arasında galiba frekansı beyaz ışığın onun altında kalan kısa dalga boyları göremiyorsun. Halbuki On milyonda biri yani senin görebildiğin kadarı. Zaten gerçekliğin tamamını algılamıyorsun. Ama insan tabiatı ve eski çağların safiyatı biz şöyle düşünüyoruz. Gördüğümüzden ibaret bütün gerçeklik ve görmediğimiz şeyler de yoktur kaba materyalizme göre fizikalizme gore niçin çünkü göremiyorum. Göremediğimiz ve dokunamadığımız şeyler yoktur. Peki kardeşim sen inflaret ışınlarını görüyor musun ? Şimdi yoktur diyebilir misin eskiden diyorduk. – inflaretle görebildiğin şeyleri veya ışıkla göremiyorsun diye yok mu diyeceğiz. Yani bir sürü ışık çeşidi var. yani ayrıca hiç göremediğimiz sadece etkileri ölçebildiğimiz şeyler var, onları da fiziki sayıyoruz. Fizikalizm tabiri varya o yüzden tercih ediliyor. Bu materyalizm gibi elektrik şarjıgibi, elektro manyetik alan gibi başka şeyler doğrudan doğruya insan duyularıyla gözlemlenemese bile aletler vasıtasıyla tesirleri ölçülebilen mesela şuradan elektrik akımı geçiyor. Nerden ampremetreye tuttuğun zaman ibre hareket etti bak bilmem kaç oldu falan işte şu kadar amper ölçülebiliyor etkileri. Sonuçta zaten ilmi zihniyetin asli mahiyetini ben kendim şöyle özetleyebilirim yani benim anlayışıma göre. Dış dünyayla ilgili dış duyuların bize verdiği intibaları ki kaba saba bir materialist intibadır. Bunların verifikasyonu için yani tamam ben böyle görüyorum ama – olmadığı ne malum veya sen aynı şekilde görmüyorsundur. Ben kırmızı görüyorum sen yeşil görüyorsundur, renk körüsündür, bir şeydir. Yani bu durumda nasıl konfirme edeceğiz? Konfirmasyonu nasıl yapacağız? Işte bütün bir konfirmasyon mu yapacağız yoksa buna bir konsessunla Mı hep birlikte bütün meslektaş oturup Bunu nasıl objecktif hale getireceğiz ilmi çünkü subjectif olanlar zihinle ilgili, dış dünyayla ilgili, ilimle ilgili olan şeyleri ilmin objektif zaten yani bizden bağımsız olarak gerçekliği nesnelerin. Peki bunu nasıl garanti edeceğiz bunu ölçerek garanti edeceğiz diyor. Yani ben şu bilgisayarın 1.5kg ağırlığında olduğunu tahmin ediyorum. Sen 5kg olduğunu iddia ediyorsun. Çok fazla aşırı 5kg gelmesi imkansız bunlar daha hafiftir inanmazsan tart onu en fazla geleceği bir kg kardeşim hadi bir kiloyu aşabilir 1.5 olabilir ama daha fazla olacağını zannetmiyorum. 4kg benim bilgisayarım bile 2kg mukayese ettim seninki çok daha kaba saba değil mi? Ben peki biz bunun üzerinde nasıl bir objektif kanaate varacağız farklı düşüncelerimize göre seninki de doğru olabilir benimki de Ölçeceğiz kardeşim. Objektif ölçülerimiz var. işte ışık ölçülür bilmem işte ışık hızından şu kadar zamandan mesafe aldı diye eskiden işte daha eski çağlarda efendim bilmem platinden bir çubuğu koymuşlar bir metre uzunluğundadır diye işte efendim mesela altın işte  bir metresi 19 küsür ton gelir. Ağırlığı budur, bununla bunu ölçersin veya bilmem platin bir çubuk boyunu 1m diye karar verirsin veya eskiler ne demişti arşın demişti, zi.. demişti, Pa.. demişti bir arşın aşağı yukarı bir kol boyu falan bir şeydi, çeşitli ölçüler kullandı insanlar. Ama ölçüler üzerine uzlaşılıyor ve deniliyor ki kardeşim madem biz bunun gerçekliğini tecrübe edeceğiz o zaman ölçeceğiz. Yalnız bunun şöyle bir de dez avantajı var sadece ölçülebilir olan şeyleri objektif diye değerlendirebiliyorsun. Yani maddi şeyleri, katı maddeyi veya maddi fizikal şeyleri. Ölçülemeyen nesneler ne olacak mesela zihin  akler gibi, zaman gibi. Zamanı hiç bir şekilde ölçemezsiniz mekanı ölçebilirsiniz ama zamanı nasıl ölçeceksiniz. Tamamen subjektif bir şey intensive bir şey ve tamam zamanı da ölçebiliriz de atom saatiyle falan onlar zamanı kendi mahiyetinin dışında şeyler. Onun tartışmasına girmiyorum zaten şimdi. Yani biz algımız yani sensation bir kere güvenilmez diye sınırlarından dolayı tenkit etmiş olduk Epistemolojik açıdan şuura bakarken. sonra bunu perceptiona çeviriyorsun ama burada zihin kendi temayülleri, öğrenmiş gerek hafıza gerek kültür indoktrinasyon yönler, öğrenilmiş kabiliyetleri falan çok fazla rol oynuyor ve değişiyor. Kabul edelim ki zaten farklı medunlara yani kendisine doğrudan doğruya temas etmiyor beyin. Bir takım duyu kanallarından süzüle süzüle geliyor beyne gelinceye kadar ve gelirken bu yoldan değişikliklere uğruyor. Farklı elektrik impulseları farklı organik kimya moleküllerine dönüşüyor. Onlar bir takım tepkimelerle öteki sinirleri uyarıyor. Sinirden sinire derken sonuçta beyin bunların hepsini değerlendirirken beyin bile değerlendirse bir takım farklı şeyleri değerlendirmiş oluyor değil mi? yani böyle sınırlar var. sonuçta zihnimizin dış dünyayla ilgili bir takım algı mı diyorlar duyu mu diyorlar sense ne diyorlar. Sense – dediğimiz şeyleri dönüştüre dönüştüre orada bir kendisi zaten tabiatı gereği, mahiyeti gereği, iletişim gereği dönüşüyor. Bilgisayarda efendim sıfırların birleredönüşmesi elektrikçilerin sıfırların birlere dönüşmesi burada da başka bir şey— dönüşüyor ve ne oluyor dış dünya hakkında sinirlerin ilettiği biçimiyle, sinirlerini ilettiği biçimde normalde dış dünyanın tıpkısı olması mümkün değil zaten değişikliğe uğradığı için Ve onların sınırları dahilinde bir takım impulselar bunları beyin kafasında bir tasavvura dönüştürüyor, bir Cognition’a dönüştürüyor. Peki bu seferde hadi tabii şeyler olduğu için zaten duyulardan şüphe edince o zaman ilimde mümkün olmayacak gördüğümüz — bir ölçüde gerçek Kabul etmeyedebiliriz, gerçekliklerini tartışabiliriz. Göz yanılmaları şunlar bunlar ama zaten normal ölçüye gidiyorsun eldeki bilgilerimizle tutarlılığını kontrol ediyoruz. Efendim ölçüyoruz objektif esaslara bakmaya çalışıyoruz. Bir takım matematik formullerinin ışığından gidiyoruz şu bu. Sonuç olarak bilim böyle bir faaliyet ilmi bilgi veya felsefi bilgi Sonuçta zihnin şuurdan elde ettiği artık burada cognisyonun ötesinde muhakeme diyeceğiz buna mind dediğimiz asli mahiyeti devreye giriyor ki İbni Sina ‘da da başkalarında da hatta Aristo’dada zannedersem bir çok yerde gördüm. En yüksek insanoğlunun en yüksek faaliyeti intellect, akıldır diye söylüyorlar eski yazarlarda zaten bu konularla ilgili. Yani asıl akli faaliyet başlıyor. Peki akıl hangi hareketleri aletleri kullanır, insan aklı. Şimdi akıl geniş bir kavram şuurdan artık doğrudan mind a geçiyor. Yani buradaki notlarıma göre bilgi ve zihin ondan sonra da şüphecilikleri gelecek. Yani burada zihnin bir veya aklın artık burada akıl anlamında mind şuur çok alt planda kaldı. Yani zatende bazen şöyle karışıklıklar oluyor felsefe tarihinde. Yani tartışıyorlar insanlar yani işte Decartes şunu derken veya akıl derken ya onun kastetiği şuur dediği. Senin kasdettiğin perceptiondan  cognitiondan ibaret değil ki onun içine self evidence de dahil etti şuur derken. Şuurun bir çok anlamı var. kendisini farkındalığa dahil ederek konuşuyor. Sadece hayvani şuuru kastetmiyor Yoksa hayvanlarda da var şuur. Şuur bitkide de var, hatta mikropta da var bana göre onun teferruatına girmiyorum şimdi ama hayvani şuuru aşan vasıfları var insani şuurun nelerdir? Muhakeme kabiliyeti akli melekelerin dahası da varda insan şuuru ötesinde bugün ilmi şuurdan bahsediyoruz hatta ben metafizik şuurdan behsedeceğim ama e yani kozmik şuur veya metafizik şuur bambaşka bir şey ama aklın muhakeme aletleri insanlara mahsus hayvanlar konuşmuyor, Hayvanların dili yok varsa da çok sınırlı. Bazı Hayvanların sınırlı bir dil kapasitesi olduğunu biliyoruz. Hatta sınırlı ölçüde dil öğrenebildiklerini falan. Köpekler bile öğrenir 50-100 kelimeyi kendi hayat  tecrübemizden biliriz. Yani tamam kendi Konuşamaz ama her sözcüğü anlar onlar. Yerine göre davranırlar yani 50-100 kelime kadar komut pekala öğrenebilir. Yani dilin mantığı tabi zaten en çok dil mantık zaten dilden çıkarıyor ve bir üst dil olan matematiği zaten hiç hayal etme hayvanlarda. Yine de hayvanların bazı küçük çapta sayıları fark edebildiği iddiaları ve deneyleri vardır biliyorsun öyle değil mi. Şimdi çok az ama çok sınırlı çok daha yüksek bir muhakeme kabiliyeti diyelim hiçbir şekilde yok farz edebiliriz hayvandakini o seviye yüksek bir muhakeme mantıklığı kabiliyeti ile geliyor, dil ile geliyor,  içgüdüler ile geliyor, semantikliği ilaveten hayvanlarda da paylaştığımız fakat hayvanlardakinden farklı bir intuition var. İnsanın aklından yani intuition sadece sanatta, mantığın içindeki intensiyonel şeylerin çoğu intuition görülüyor benlik duygusu self evidence— intuition yani sezginin yine akli bir mahiyeti var. muhayelle akılda ve birikimle ilgisi var institution’dan farklı olarak. yani burada nereye gelmiş oluyor epistemolojik olarak zihnin faaliyetleri – ne demiş istersen başlıktan okuyacağım sadece epistemolojik ne diyor zihnin çalışmaları ve aletler nedir. sensation, perception, conception işte orada kualya var intuition imagination yaratıcı muhayede Ve intelligent zihnin aletleri bunlar. peki nedir zihnin faaliyetleri ve perspektifleri? Rüya görür, yaratıcı faaliyetleri vardır, inanır, bilir confendence yani düşünür, tefekkür eder, hafızasını alır bilgileri. Böyle faaliyetleri var insanın zihninin, hayvanların de var elbette ama kendi şahsi tecrübesinde hatta bütün tarihte, insanlık tarihinde tercümesini anlamlandırmaya bir anlam bulmaya çalışır. Anlam yüklemeye çalışır ondan sonra varlığa bir anlam yüklemeye çalışır, ruhun kendi ilhamları vardır inspiration demişim ne demek Türkçesi bilemeyeceğim ilham başka tabi yani ruhun kendi yönelişleri psi… var sonra kendisini ifade, kendisini gerçekleştirme gibi temayülleri var. E biliyorsun işte pamuğun— bir noktadan başka şeyler başlıyor yani böylede faaliyetleri var insanoğlunun. peki bu insanoğlu bilgiyi nasıl elde ediyor ve gerçek bilgi nedir  dediğiniz zaman rex cogitans dediğimiz şeyler de rex extensa şeylerin farklarına gelmiş oluyoruz. demin dediğimiz şeyler biraz şuurun sınırları. Sınırlı algı kabiliyetinden, ondan sonra perception’un intuition’ın Conception’un hepsinin sınırları var. sonra yani bir kere dilin kendi koyduğu zihnin kendisini yani ne denir ona zihnin şuurdan gelen sınırları var ondan sonra zihnin kendi ifade aletleri artikilasyon aletleri, sınırları var. mesela dilin sınırları var, semantiğin sınırları var, mantığın sınırları var, matematiğin sınırları var. bunların tartışılması lazım epistemolojik olarak. ondan sonra bunları alt başlıklara ayırmış işte zihnin ortalama günlük dilin kullanılması yüzünden meydana gelen comprehension sınırları anlayış sınırları eski devirlerden şimdi kuantum fiziğinden bahsediyoruz. Yani yeni bir dil lazım efendim semantiğin alt ve üst seviyelerinden gerçeğin anlamdan gelen tartışmalarına giren sınırları var. sonra farklı mantıklar ve her birinin problemlerinden gelen sınırlar var. Sonra matematiği kullandığı zamanda matematiğin de sınırları var işte — farklılığı — giriyoruz. Yani işte continue discrete ayrışmasında görüyoruz efendim orada continue hipotezinin tartışmaları başlar. Zaten kimse içinden çıkamıyor bir sürü böyle tartışmalar var. Şimdi Res Extensa’yla gelince ne oluyor dış dünyayla ilgili gerçekler bunlar zihnin muhakemenin aletleri bir de şimdi dış dünyada bir cevherden bir minddan bahsediyor nedir bu cevher, substance dediğimiz şey yani nasıl inceleyeceğiz sadece rakamlara dökmek ve fiil etmek yetiyor mu. Mesela nasıl diyeyim bunu, mesela cevher diye bir şeyden bahsediyoruz substance diye bir şeyden bahsediyoruz. peki İyi de eski devirlerden anladığımız substance başka bir şeydi. Şimdi başka bir şey anlıyoruz. Şimdi artık substence deyince neredeyse enerjiye kadar gidiyoruz, parçacıklar değişti. Yani esas itibariyle bir zaman yönü var bu substance’ın bir de mekan yönü var. her iki yönde de problemler çıkıyor önce mi sonra mı bu zaten karışıyor mesela kuantum mekaniğinde başka şeyler oluyor dolayısıyla extensa yani ilmi faaliyetlerin konusununda da bir süre felsefi tartışması olabilir. Mesela vaka nedir, olay nedir, individual hadiselerin ne kadarını anlayabiliriz. Hatırlıyorsun benim eski yazılarımdan individual- ferdiyet anlaşılamaz, hatta — çok güzel bir hikayesi vardır princess of in– Prenses diye bir hikayesidir yani dış dünyaların bizim zihnimizin ona dille, matematikle, mantıkla yüklediği anlamlara ne kadar mütekabiliyeti var gibi tartışmaları. Başka ne var zihinin ilgili şuurla ilgili veya şuurla ilgili değilde zihinle ilgili yani akıllı ilgili konuşabileceğimiz insan ırkının en yüksek faaliyetleri diye. Burada şeyi de hatırlayalım sözümü gene uzattım birazcık ama eşyanın ruhuna nüfuz etmek Bir şeyin aslı hüviyetine, ruhuna nüfuz etmek anlamında da kullanıyorsun. ruh kelimesinin aslına bakarsan ruh yani Özü anlamında kullanılıyor yani şimdi hatta her şey yalnız faruk Nafız Şaire Kaside’yi anlatırken şâire diye bir şiiri vardı eşyayı tanırken hepiniz sade dışından, esrarına yol bulduk onun anlatışından  diye yani sadece gözün gördüğünden ibaret değil. Dıştan bir tanıma, bir de içten bir tanıma var. İşte — olduğu gibi o — dereye girmezler dediği gibi. şimdi burada aklın institute institutional gibi mistik tecrübeye bağlı ve bazılarının da kendi bünyesinden kaynaklanan şeyleri tartışmak lazım. ondan sonra ne kalıyor geriye zihinle benlikle veya şuurla ilgili bütün söyleyebileceğimiz ha ne gibi şüpheci tenkitler yapılabilir ben öyle her şeyi hemen Kabul eden bir adam değilim filminde, felsefenin de, tarihinde diğer disiplinlerin her birinin avantajları var ama dezavantajları da olduğunun farkındayım. Kavrayış açısından onları dile getirmek mecburiyetindeyim. yani bundan sonra critical evaluation–? Mind bilgi hakkında skeptik argümanlar deyip bu bahsi bitireceğiz ondan sonra knowledge bahsi gelecek.

Numan Hoca; hocam bir şeyi ben aydınlatmanızı isterim şuurdan daha kapsamlı diyorsunuz mind?

Şahin Hoca; tabi çünkü şuur kelimesini biz kelimenin köküne girmediğimiz için bak derlerdiki etimoloji Lisanın arkeolojisidir. Lisan tarihini arşivdir, etimolojide lisanın arkeolojisidir. şimdi şuur kelimesi hissetmek demek, hissederek bilmek, farkına varmak demek. Şear arapça şimdi biz daha geniş anlamda kullanıyoruz Bilhassa Türkçe’de sanki akılda bazı şeyleri şuura dahilmiş gibi. akıl başka şuur başka şuur perception hadi biraz cognition. cognition’da yine akli faaliyet olduğu için ortak anlam diye belli bir noktadan sonra karışıyor tamam mı? Bu sefer modernler şuuru mindın bütün özelliklerini şuurun içinde gördükleri için tartışmıyorlar En zor anlaşılan tarafı diye Tartışıyorlar. Yani akli melekelerimizin dilde mantıkla matematikle ilgili yönleri zaten kültür yoluyla bütün tevarüs etmiş bir kısmı da indead belki ama tek

Numan Hoca; yani basitçe evidence olursa da

Şahin Hoca; evidence anlamında kullanırsanız doğru

Şahin Hoca; doğru tabi ama evidenceden mi ibaret şimdi ben kendimin farkındayım ama ne söylediğimin de farkındayım. O da şuurla ilgili elbette ama ben muhakeme ile ilgili bütün hafızamda ne kadar bilgi var, ne kadar kitap okudum, ne kadar hayat tecrübem var, ne söylemek istiyorum hepsini kullanırım şu anda evet şuurumla ama akıl orada muhakeme giriyor, mantık giriyor. Yani ben evet açık fikirlerde sedrederim ama saçmaladığım vakit değildir muhakemem sağlamdır ona dikkat ederim mantığına veya matematiğine sözümün

            Numan Hoca; demin cansız

            Şahin Hoca; o başka bir şey

            Numan hoca; yani akıl bile şuur içeren bir faaliyet

Şahin Hoca; tabii ki akıl zaten şuuru kapsıyor. Yani benlik kendi kendiliği diyelim self Şahin Uçar kim abi kimilerine göre şair bak şiir okuyor kimilerine göre tarih filozofu işte onun için şiirlerini önemsemiyorlar çoğunun haberi bile yok değil mi? Halbuki Şâirliği daha fazla adamın yani tarih felsefesinde az şey yapmış Şiirde daha çok şey yapmış ama ona önemsiz görüldüğü için bu taraf. şimdi yani adamın Şahin Uçar kim dediğim vakit identity’si şâir giriyor elbette efendim Şuurda var,  kimlikte var, aklımda var, hepsi var. Hepsi var da yani sosyal identity de var oda var bu da var bin türlü yolu var Hadisenin ama Şahin Uçar’ın benliği hepsini birden ihtiva ediyor. Bu adam şöyle güzel alim bir adamdır, şöyle sanatkar bir adamdır, şöyle mübarek bir adamdır takip ederim Facebook’tan ama şöyle şöyle naneleri yemiştir ha yeri gelince, geçmişinde vardır mesela. İşte böyle bir takım kadınların seksi ve cazibelerine kapılmak gibi şeyleri kastediyorum. Yani basitlikleri falan insan biyolojisinin getirdiği şeyleri falan. yani şimdi ama hepsi bütün mazi hatıraları dahilde bu benlik içine. Fakat biz halen ki zamandan bahsedelim. Şu anda Şahin Uçar konuşuyor kendisinin farkında. Bu şuur ona ait Şahin uçar’a ait. Şu anda konuşan benim şu gürültüleri çıkaran adının şuuru kime ait Şahin Uçar’ın kendi zatına ait, zatı hüviyetine. Yani Şahin Uçar dediğimiz Identity’e yani benliği yani ego sum diyor ya buna ait. Peki Şahin uçar’ın muhakemesi Şu anda muhakemsi sadece görüp işitmiyor sadece etrafındaki tepkileri değerlendirmiyor şuurluğunda Perception da falan ibaret değil bir daha akli, matematikti, mantıktı, tarihti, sanattı, aklına gelen her türlü kaynaktan becerebildiği kadar hatırlayabildiği kadar demin adamın ismini zor hatırladı değil mi? falan diye notları bakmasa öyle derinden derine muhakemenin süzgecinden geçire geçire konuşuyoruz. hem de biraz acele ediyor ara verelim diye sigara molası verelim diye acele ediyor. tamam bu şuurda buna ait,  mindda buna ait, body de  hepsi ona ait hepsi o benliğe ait. Benlik, şuuru da kapsıyor ruh dediğimiz veya Soul dediğimiz şeyi de kapsıyor. Kendi efendim mind’ı da kapsıyor şuuru kapsıyor. Tabii ki şuurun içinde dahili zaten Perceptions Sensation yani maddi varlığını da kaplıyor. Adam Daha ileri gidiyor diyor ki ne demişti, kainat şuurdur ve benim şuurumdur diyor.

Numan Hoca; dolayısıyla aklı kapsıyor akılda dahil onun içine

Şahin Hoca; tabii ama oradan Mind dediği şuur tabirini kullanmadı. Yani — başka ne demiş heart mind demiş kalp akıl demiş yani sonra demiş true knowledge kalpten gelir veya içten gelir, içerden gelir. proinside diyor şuur demiyor.

Numan Hoca; peki nefs ve intellect farkını—-

Şahin Hoca; İşte oraya geleceğiz quide mapde ayrıca tartışmak gerekir. Nefs ne? kardeşim intellect ne ? Ruh ne? consciousness ne? efendim bunların hepsinin çok ince ayrıntıları var ve bazen de iç içe geçiyor. hepsini tartışmak lazım ama quide map içinde

Numan Hoca;böyle dediğimiz zaman sanki demin perception şuur yönlendiriyor dediğiniz bir yer var.

Şahin Hoca; evet şimdi de yönlendiriyor.

 Numan Hoca; o zaman tefekkür de ya da idrakın – ?

Şahin Hoca; hayır kendi DNA yapımızın bile bize bir dispozisyon hazırlaması veya akımızın bir ölçüde olsa temayüllerimiz itibariyle sende yönlendirilmesi sen diyorsun ya sende hep istikemet var hiç değişmiyor falan  o  dispozisyon belki yaradılış—

Numan Hoca; tamam ama akıl bunun daha altında kalmıyor mu? 

Şahin Hoca; hayır ona moleküler seviyede bir şey DNA ne gayet senin vücut yapını ve karakterini belki bir ölçüde ama akıl şuuru da kapsıyor. hatta insan ruhunun en yüksek seviyesi akıldır, beyin tercihine göre. Eskiler aklı mübalağalı şekilde – gösterdikleri için, perspektif içinde

Numan Hoca; yani evet gelişim çizgisi filogenez diye bakarsan ama o sonradan geçer olması bakımından daha üstün ve önde

Şahin Hoca; çünkü cansızlar canlılara, canlılar şuura, şuurdan akla, akıldan Tanrıya gider, zamana gidiyor, ruha gidiyor, bilmem başka yerlere gidiyor.

Numan Hoca; şuur gene de aşağıda yani pekala

Şahin Hoca; zaten kelime kökü de şear. ama biz öyle kullanmıyoruz şuur kelimesini Türkçe’de biraz Türkçe’de zaman semantiği tartışılır şu anki Türkçe.

 

 

  1. HAFTA KISIM 2

Numan Hoca; evet hocam ikinci bölümdeyiz.

Şahin Hoca; bilinen bir şey varsa onu nasıl bildiğimizi — tabi yani bir benlik var, şuur var, algı var onun muhakemesi falan o bahsi kısaca –. Şimdi ikinci bölüme geldik tamam bu sefer bilgi artık karşımızdaki map of the knowledge dedik buna o speculum mentis öyle tecrübe etmiş ya benimde hoşuma gidiyor bilginin haritası dedim de zihnin haritası aslında. Neyse burada ben diyorum ki ben 7 kaynak kabaca saydım insan bilgisinin kaynakları diye şunu hemen aklıma gelmişken söyleyeyim aslında çok daha rahat olsam ve çağrışımlarımı da yazarken kitaba rahat olsam yani düşünce imkani tashih falan konuşurken iyi bir konuşmacı yani ben beceremiyorum ama aklıma gelen böyle şiirleri güzel şeyleri nakledebilsem — mesela Yunus Emre ne demişti ” —- manası bellidir —” demişti değil mi? bende ilk böyle yapmaya çaılştımda ki bir kısmını yaptım İnsanoğlu yeryüzü macerasında — çalışmlarımın tarih felsefesine 5-10 sene evvel böyle bir hevesledim gene hevesimi kursağımda bıraktı vatandaş bakan bozuntusu her neyse. onun girişinde demiştim tamam Yunus Emre 4 kitabı manasız benimsemişti de bende diyorum ki 3 kitap yani mukaddes kitaplar 4 kitap dediği tabi Yunus Emre tam da dinden inançtan bahseder anlamında 4 kitap aynı isimle revize edilmiş ya bir insan kalbi, iki tabiat, üçüncüsü de mukaddes kitaplardır yani tanrının mukaddes kitapları sadece dini kitaplardan ibaret değil. Teolojiden ibaret değil. Bir de tabiatın ayetlerinden de bahseder ya Kur’an-ı Kerim’de zaten tabiatta tanrının mukaddes bir kitabı onu ilim vasıtasıyla inceliyoruz. Bir de insan kalbi var ki haritası sonsuzdur insan kalbinin demiştim. Öyle bir film vardır İnsan Kalbinin Haritası diye ona bir gönderme yaparak filmlere de çok meraklıyım ya sanki sinemayla ilgiliymiş gibi neyse insan kalbi yani sanattır mevzu ve mistisizm de tabi yani bilginin 3 kaynağı dediğimiz zaman o zaman şimdi çağdaşları tabi çağdaş dünyada böyle İslam dünyası falan gibi bazı dünyalar hariç bilhassa Batı düşüncesi açısından konuşmuş olduk şimdi böyle baktığın vakit mukaddes kitaplar ikinci bir nokta da işte tabiat ilmi yani ilim ve işte bir de insan kalbinin haritası sanata ve ilme değer veriyor çağdaş insanlık, felsefede yapıyor yapabildiği kadar şimdi felsefeyi de bıraktı ya. yani insan kalbinin tabi insan kalbini sanatı kastederek söyledim ama işte şuurunda, aklında bir kalbi dediğimiz gibi. Burada insan kalbi deyince sanat ki ben onu insanın temel faaliyetlerinden biri sayıyorum tabi en eski faaliyet üstelik ve hakikati anlama yollarından biri. Bu çanakkale’den bahsetmiş işte artıfıraklarla başladılar taş balta yaparak o da sanattır işte, sanat orada başlıyor. İptidai zanaat biçimimde başlıyor sonra mağlum nesneler sonra bilmem neye kadar gidiyor. Tamam, ama sanat zaten insanın bir çeşit zihninin yaratıcı olduğu mühayyedesinin mahsulü zaten ilk faaliyeti çocukken de oynayarak başlıyor elbet çocuk daha konuşmayı öğrenmeden emeklemeye oynamaya başlıyor dikkat ettin mi çocukların yetişmesine? İnsan zaten çocuğun hallerine bakarsa olgunlağa kemale erişir onu tam manasıyla müşahade edebilirse. Bakıyorsun çocuk daha dili öğrenmeden daha şuuru açılır açılmaz hemen oyuna başlıyor. ee peki dil dediğin de zaten bilge filan artıyor da felsefe de dilci, zaten dilin semantik bünyesinin tartışmasından ibaret ve hatta felsefenin epistemolojik yönü tamamen dille, mantıkla, matematikle ilgili olduğu gibi dış dünyayla ilgisi tartışma götürür eskiden beri de tartışılmıştır. Eflatun üstadımıza sorarsan zaten aslını felsefe idealarla ilgiliydi, maddi dünyayla beraber işte. Pisagor’a sorarsan zaten her şeyin aslı matematik ve sayılarda ki o derin bir söz öyle göründüğü gibi değil daha evvelde paylaşmıştım Türkçesini seminer şimdi ingilizcesini de gönderirim ingilizcesinden bir bak o 26. sayfada falan bilan aşağı yukarı böyle ilk sayfalarda efendim Heiznberg, Pisagor’un o sözünden hareketle meseleyi şuraya kadar getiriyor yani bizim kuantum mekaniğinde uğraştığımız gerçeklik bir matemetik gerçeklikler maddi gerçekliklerden ziyade parçacıklar mekaniğinden hareket ettiğimiz zaman orada enerjinin maddeye dönüştüğünü, maddeden enerjiye dönüştüğünü başka şeyler olduğunu görüyoruz ben ondan nakletmeyeceğim o kitaplarda var zaten çokta güzel anlatılmış üsdatça üstelik vukufla ama onları paylaşmak gerekir yeri geldiği vakit bunları yazıya dönüştürürken yani biz üzerinde yargıyla. Şimdi demek ki birde felsefe tarafı var işin felsefe ne yapıyor? Anlama gayreti tabi ama kullandığı aletler muhakemenin aletleri sırf muhakeme yoluyla da ilimle irtibatı sınırlıysa fazla böyle mesafe kathetmesi mümkün değil. Nihayet semantikle, mantıkla, matematikle oyalanmak durumunda nitekim eski çağlarda öyle oldu. Yine de bir insani tecrübeye dayanıyordu fakat çağdaş ilim çok gelişti tabi ve felsefe onu anlayamaz hale geldi. Çok egzanterik bilgi var, mantığı farklı her şey farklı hem anlayamıyor hem de iyi de felsefe ilimden istifade etmeyecekse zaten sadece epistemik anlamda yani bilgi teorisi açısından bir takım kavram analizleriyle vakanın incelebnmesiyle, semantik analiziyle, matemetikle mantığıyla uğraşmak zorunda zaten realiteyle münasebeti kesilir zaten anlamıyorsa, şimdi de anlayamamaktan kesildi eskiden az bilmektendi eski beşeri tecrübe şimdi de yani tabi felsefenin problemlerini de tartışırlar başka ne var? Dini hikmet var, başka ne var şimdi mistiklerin meditasyonlar falan dediği farklılaşmış şuur haller var. Gerek tecrübeyle iktisap edilmiş gerekse Allah vergisi, doğuştan yapılandırma peygamberlerde görüldüğü üzere, ondan sonra tarih var, tarih felsefesi var efendim

            Numan Hoca; ilahiyat

            Şahin Hoca; yani şimdi zaten insanın, insanlık tarihinin gelişmesine de bakarak sanat arkasından da din demişim. Çünkü dini telkinler çocuklukta başlıyor genellikle kültürün telkinleri, doktrinasyonu ancak ondan sonra eğitimle işte ilme, mektepte falan ilim öğrenmeye, felsefeyi öğrenmeye başlıyor. ilimden sonra da felsefe geliyor ve ancak ondan sonra tarih ve oryantasyon üzerine bir şeyler düşünmeye başlıyor. Tarihte yani şimdi nereden geliyor biliyor musun geçen gün aklıma güzel bir benzetme gelmişti dur bakayım tarihçi malzemeci yani, malzeme bilgisi var, tarih filozofuna malzeme hazırlıyor. Bu şuna benziyor yani adam diyor ki tarih felsefesine ne lüzum vardır bu tarih için iyi de kardeşim yani doktorluk yapmayacaksan pharmatolojiyle ne işin var? Tedavide kullanmayacaksan ya da nasıl diyeyim malzeme yani senin tarih diye sunduğun sonuçta bu bir tarih felsefesi yapmak için kullanmak lazım sen sadece daha güzel bir benzetmeyi de hatırlayamadım her neyse böyle oldu işte. birde tarih felsefesi var ondan sonra oryantasyon ve şeye geçiyor şimdi sanatla bu şeylerle ilgili şeylerin kısaca bunlarında kaynak—- şimdi böylece 7 tane farklı perspektiften bahsetmiş oluyorum.

            Numan Hoca; kaynak aynı zamanda perspektif

             Şahin Hoca; çünkü duruş noktası falan diye benzetmeleri yaptık ya aslında geçen günde anlatığım gibi biz tabi insanlar daha çok karaları biçimlendiriyoruz, denizlere fazla müdahalemiz yok ortasına işte gemiler memiler yüzdürüyoruz da ama yolumuzu, yol haritamızı yaparken daha çok karada, ee ummanda seyahat ediyorsak nasıl olacak? Ortada hiçbir belirti yok öyle yani şimdi bizde uçsuz buçaksız bir umman içinde guide map yapıyoruz burada onun için zor oluyor ama bu farklı perspektiflerin hepsi de bilgi kaynaklarıdır demeye getiriyorum insan bilgisinin kaynakları. Her birinin kendi avantajları dezavantajları var yani sanatta bulabileceğimiz meziyetleri ilimden veya felsefeden bekleyemezsiniz yok öyle bir meziyeti ve ya ilimdeki aradığınız meziyeti efendim sanattan beklemeyeceksiniz öyle birşey olmaz, farklı alanları, bakış açıları farklı şimdi demnin onu laf arasında unuttum yani bir bilim adamı kendine bir yol haritası nasıl çizecek işte neyse bir yol haritası çizmeye çalışıyoruz eki sanat dedik bilgimizin kaynakları. yol haritası çizmek için ne lazım? Kurtuluş haritası lazım onu kendi benliğimiz, aklımız, şuurumuz dedik zaten peki ne veriyor bize bir perspektif veriyor yani baktığımız istikamete göre. Les– sanatından örnek verecek olursak duruş noktanızdan baktığınız vakit karşıdaki perspektif uzaktaki uzaktaki noktalar — efendim persektif vardır. Yani baktığımız yüksekliğe göre, konumumuza göre değişir. Şimdi bu perspektif ne demek perspektaneden geliyor arkeolojisini yaparsak, üretimin üzerine perspektane yani içinden bakmak bir açının içinden bakmak bu açı geniş olabilir dar olabilir. Geçenlerde böyle bir yanlış yaptıya başbakan 360 derece farkımız vardı yani insan gözü en fazla 160-170, 180 bile olmaz yani bakış açısı ne kadar geniş olursa olsun. Gözümüzün bünyemiz öyle arkada bir gözümüz yok yani ee göz deriz ama kimisi de bu kadar perspektif veriyor. Şimdi bu perspektif bakış açısı içine sığanlar görürsün yani alanı belirli hangi istikamette bakıyorsan o istikameti görüyorsun elbette görebileceklerin baktığın açıyla ve alanla sınırlı, konumunla sınırlı. Konumun ve bakış açın belirliyor yani bir ormana tepeden bakarsan ormanın bütününü görebilirsin ama içinden bakarsan ağaçların içinde kalbolursun bunun gibi duruş noktası da önemli, dağın tepesinden bakmak başka değil mi? efendim birde Bosna-Hersek’e gittik orada bir yüksek tepe vardı,  çıktık oradan Bosna-hersek’e bakmıştık Ahmetle beraber öyle bir resmimiz vardı mesela. Şimdi öyle zaman başka türlü görülüyor baktığın durduğu noktaya göre, benim bakış açıma göre ama işte bakış açısı alanı belirliyor. Mesela sanatın bakış açısı insan kalp ve duygularıyla yani ve onların anlamlarıyla ve nakliyle ilgili onun gerçekliği de farklı, duyguların gerçekliğiyle ilgili maddi gerçeklikle ilgili değil. Ayrıca ben ona introspeckşin dedim yani içe bakış, kendi kalbine bakıyor kendi yani ben roman yazacağım nasıl yazacaksın kardeşim ben roman teorisini epeyce inceledim bu bana göre değil. Tamam, oldukça zengin bir hayat yaşadın çok tuhaf şeyler yaşadın falan ama yani insan netice olarak başka insanların duygularını ancak duygudaş, empatiyle hayat tecrrübesiyle, kendi ruh zenginliğiyle bilebilir. Fakat anlatımı da var tabi bunun sadece bilmekle değil o da bir sanat. Şimdi nasıl becereceksin? Ben zaten bu işi kabiliyetim yok bu işe dedim hiç denemedim bile romanı çok koyu başım döndü bakma insanlardan söyleyip başarılı olanlarda var.  Ama yani sonuç olarak içe bakış sanatı peki tarih bu da geçmişi inceliyor zaten o yüzden nütrospektane yani nüptospection geçmişe bakış, bakış açısı geçmişe yönelik, geçmişten geçmiş zamanlarda neler oldu tarih onun derdinde. Zaidem gelecekle ilgilenmiyor gerçi bir Alman tarihçiydi nakletmiştim bir yerlerde tarihçi geçmişe bakıp gelecekten haber verebilir, kâhindir demişti ama o daha çok tarih felsefesi. şimdi şeyden sonra ne geliyor dini hikmet geliyor, vallahi bu da bir çeşit kültürel indoktrinasyon yani bunun insana bakış açısından ziyade oryantasyon belirlemek bir istikamet belirlemek bakımından bir tesiri var. Efendim sarıs dediğimiz şeye prospection dedim niye demedim çünkü prospeküs var biliyorsun işte ilaçlarla yani geleceği gösteren, önümüzdeki cadde anlamına da gelir ya prospect yani ileriye bakmak, geleceğe dair haber vermek. Çünkü ilmin bazı prensiplere ve tecrübeden edinilen bilgilere dayanarak gelecekte olanları kestirme kabiliyeti var. İşte şu ilaç şu tesiri yapacak, şu zararı yapar ama şu faydası da olur, şu kadar gramda falan diye tahmin edebiliyorsun nereden biliyorsun? Her insanın bünyesi farklı olabilir ama o bünye insan tabiatında müşterekte var, çoğunluk itibariyle işte %99 şöyle tesir denedik laborutarda, hayvanda denedik, insanda denedik neyse sonuçta bu tesirleri gördük, mekanizmasını da biliyoruz ha bu antibiyotik mikrobu öldürüyor işte şu şekilde peki kardeşim o zaman burası mikrop kapmışlara antibiyotik verelim de bu hastalık iyileşsin. Yani ama yaptığın şey geleceğe dair bir tahmin ve bilmek kabiliyeti neye dayanarak rensiplere dayanarak. Diğer ilimler bakımdan da böyle izah etmek mümkün belki — şimdi efendim felsefeyi zaten söylemiştim, tarih geçmişe bakış dediğim gibi, tarih felsefesi de konspekşin diyorum ben buna yine bakmaktan, bakış açısını belirlemek yani topluca terki bir bakış şu anlamda söylüyorum bunu tarihi de, felsefeyi de, ilmi de diğer isimlerin hepsini ihtiva ediyor tarih felsefesi neden böyle çünkü tarih felsefesinde insanlığın kaderi üzerine konuşmak demek, insanlığın ve varlığın anlamlandırılması demek öyle olunca da bütün faaliyetleri insanın faaliyetleri içine giriyor, onlardan anlamadan konuşursan anlamadan konuşmuş olursun. yani hiçbir dini bilgisi olmayan bir tarihçi tamam konuşurda kardeşim şimdi örnekte verebilir bizim — falan aklı başında konuşmalarımızdan böyle mistik tecrübeye dair çünkü böyle şeylere yabancı oluyor bazı tarihçiler ben bir örnek verdim buna itiraz edebiliyor musunuz diye gerek yok uzatmaya yeri gelince onlara gireriz zaten. Yani böylece bilgi haa bunun alt başlıklarını özetleyecek olursak bunlar farklı bakış açıları ve tıpkı ışık dalgalarının girişimi gibi üst üste binerse nasıl ki karanlık noktalar oluşuyorsa farklı bakış açılarının hepsini birden kullanacaksan vallahi çorbaya döner yani gördüğünü sevmez, gölgeler yani ben kendi gölgemden de şüphe ediyorum zaten var mı diye efendim şimdi sanatçı iyi kardeşim adam diyor ki çok güzel süslü laflar, insaı duygulandırıyor fakat hiçbir gerçeklik değeri yok, edebiyat yapıyor işte keman çalıyor filan diyor anladın mı? yani ilim adamı o yönde bakıyor veya filozof bu ne diyor mantıksız  mantıksız laflar. Sanatçı da ona diyor ki şuna bak saçma sapan böyle aptalca mantık yürütmeler bilmen kuru laflar, cansız laflar üstelikte anlaşılmaz lakırdılar. Böyle anlaşılmazzlık perdesi arkasına girince bir şey söyledim zannediyor güya filozof, felsefeci müsvettesi falan filan diyor bu da onu öyle beğenmiyor yani zıtta bir yanlar. Tarihçi zaten hikâye yapmayı seven bir adamdır o bu şöyle şöyle olmuş bilmem ne falan diye hikâye anlatan bir adam zaten tek tek olayları anlatan bir adam yani, bu adamın zaten genellemelere karşı yapısı, mesleki deformasyonundan dolayı yani teorik düşünceye karşı bir tarafı var zaten mesleği de öyle terkip ediyor. indu– gerçeğe bak diyor teoriye bakma diyor anladın mı? o ne ilimden hoşlanır ne felsefeden hoşlanır zaten anlamaz iyi mi? ee şimdi ilim adamları zaten dil adamlarına palavra — beni ilgilendirmez diyor. Herkes farklı bir mecrada gidiyor yani perspektiflere göre şimdi ilim adamı tabi prospection yapmıyor ama maddi dünya hakkında konuşuyor, maddi gerçeklik onunda tarihi var tabi. Şimdi Eflatun’un, Aristo’nun zamanında başka bir şeydi ilim Galileo, Newton zamanın da başka bir şey, çağımızda başka bir şey. Anlayışlar devir devir değişiyor yani her ne kadar mantık yürütüldüğünden bahsediyorsakta orada da değişiyor. Ona göre de ilim anlayışı da değişiyor yani madde neir, o nedir bu nedir? Daha çok elle tutulur, gözle görülür işte fiziki gerçekliğin peşinde ve tabi bunlar birbirine zıt şeyler olduğu için hepsi bir arada nasıl olacak demeye getiriyorum tarih felsefesi olunca ama sen tarih felsefesi yapacaksan kardeşim şimdi ben sanattan anlamıyorum iyi bunu nasıl değerlendireceğiz Mimar Sina orada bir cami yapmış ben sana o zaman söylerim bu işten anladığım ve kendime de güvendiğim için kardeşim siz böyle konuşuyorsunuz da bak Timurlu medeniyeti mimari de Osmanlı medeniyetinden üstündür neden? Oradaki git bir Timurluların yaptıkları medreselere bak birde Osmanlılarınkine bak kulübe gibi kalıyor Osmanlının yaptığı. En güzel eseri, mimari eseri bütün İslam medeniyetinin yine Timuroğullarından Şah Cihan’ın yaptırdığı Taç Mahal değil mi? yani var mı onunla kıyaslanabilecek bir şey yani sen bellemişsin kendi kültürün, Osmanlı mimarisi diye de İslam mimarisi içinde dâhil, Türk mimarisi içinde dâhil, Osmanlı mimarisi içinde üstün olanlar var işte gözümüzün önünde duruyor orada diyebiliyor adam Türk mimari tarihi falan, eğitimi falan var yani kendine göre. benim tuhafım tabi önce sanatın sonra işin böyle medeniyetler tarihiyle, ilim felsefesiyle falan hepsiyle birlikte uğraşıp bir de eğitimini falan alınca bazılarının öyle bütün güzel sanatlarda hem fonetik sanatlarla hem plastik sanatlarla uğraşmak az çokta eser vermek gibi falan içten bir bilgi olunca dışardan tanımakla olmaz tabi yani her münevver müzik yaptığında veya sanatın herhangi bir kolu hakkında konuşabilir ama bizzat o işi profesör olarak yapmış, bir şeyle kendince yapabilmiş adamın konuşması başka eğitimini almış, sadece intibalrını dile getirmes başka. ee tamam insanlar Türk müziğinden hoşlanabilir, güzelde sesi olur söylüyordurdur belki ama kulak var nasıl olsa eh ama eğitimini almamıştır. Dolayısıyla işte makamı denir üslubu nedir bilmem notası nedir, o nedir bu nedir özelliği nedir falan valla bir yere kadar anlar birinci bağlama bile geçebilir ama onun eğitimini almış, bizzat kendisi sanatkârsa adam o zaman o konuda salahiyettle konuşmak hakkına sahiptir demektir ve yerine göre farklı telkinler yapabilir. Sanatkâr olmayan adamın söyleyemeyeceği şeyler söyler. Vallahi sende konuşursun Türk müziği hakkında bende konuşurum ama kardeşim sen onun eğitimini almamışsın bilmiyorsun, ben bu kadar eğitimini aldım bu kadar uğraştım bu işle benim söylediğim daha başka yerlere tahaluk eder hadisenin seninkine göre en azından intiba olmaktan ibaret değildir yani bir uzmanlık kalitesi vardır orada falan demeye getiriyor. Şimdi sanat eğitimin var bilmem felsefe eğitimin varda konuşuyorsun olmazsa nasıl konuşacaksın nitekim bakıyorsun mesela bizim Şipenkler üstadımız tarih felsefesi yapmış valla sanatta uğraşmış mıdı onu hatırlamıyorum ama adamın her ne kadar mensu da olsa mensu şiir biçiminde çok yüksek bir şair olduğuna ben bir şair olarak şehadet ederim. Görüyorum ondaki sezgi kabiliyetini nasıl nüfuz ettiğini mensu şiir çünkü o illa da manzum olması gerekmiyor onu biliyorum ben sanatkâr olduğum için anladın mı? Yani adamın tamam bir felsefe kafası bir tarih, ilim falan var ama bir sanatkâr tarafı da var yani şimdi öyle herkesin yapabileceği br şey değil, sanatkâr olmayan bir adamın yapabileceği bir iş değil bu istediği kadar bilgisi olsun, bilgiyle olmaz bu işler. bir yaratıcı muayyede, bir sezgi, bir işi başka havası gerekir yani orada eserinde grörülüyor yani. Ne derler di hani Ziya Paşa’nın lafı şahsın görülür rütbe-i akıl eserinde ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz şahsın görülür rütbe-i aklı eserinde görülüyor aklın rütbesi onda var — bir de tabi terih felsefesi, sanat mecburiyeti getiriyor şundan dolayı geçmişi örüntüleriyle, patendiyle, kompozisyonunla ilgileneceksin, orada bir model arayacaksın bir şey çıkaracaksan eğer. eskilerin yaptığı tarzda tarih felsefesi yapacaksan dolayısıyla sadece bilgi malzemesiyle olmaz o. yani şimdi bu şunun gibi kimin benzeetmesiydi Pisagor’un mu aklıma gelmedi şimdi tabiat size malzemeyi verir taş her neyse kum falan iyi de siz ev yapacaksınız onunla köprü de yapabilirsiniz, camide yapabilirsiniz, evde yapabilirsiniz kafanızdaki mimari plana göre o malzemeyi farklı farklı istikametlerde kullanabilirsin anlam bu da o taşın kendisi malzeme bir intibak kabiliyeti var sadece oradan taş çakıl falan topluyor malzeme diye bir tarih filozofu gelsin de bundan bir ev mi yapacak, cami mi yapacak, mabed mi yapacak, köprü mü yapacak ne yapacaksa yapsın diye anladın mı? Tarih felsefesiyle farklı onu hatırlayamamıştım. Şimdi burada fakat farklı bakış açıları ve farklı inançlar olduğu için bazen de bir bilgi gönderiyor işte girişim yapmıyor dediğim gibi ya adam sanatçı kardeşim bazen Tolstoy efendim kaptırıyor kendini sanatıyla falan biraz aşırı işkolik. Mesela şimdi bizim Tolstoy üstad roman yazıyor iyi de yani şöyle adamı tarih filozofu sayıyorlar o yüzden işte A– de eserleri hakkında bir şerh yazdı tam da benim gibi düşünüyor tesadüfen bu da hoşuma gitti. Ben aslında A–  gibi Tolstoy ne anlıyorda sahiden böyle ukalalık yapıyor tarih hakkında, tarih felsefesi hakkında yazacak diye belki bir ihtimal diyordum ne yazmış acaba büyük adam onun yazdınlarını okuyum tenkitlerini diye getirtdim İSAM’da iken — İngiltere’den bir kitabını S– Düşünenleri diye efendim çünkü bazıları tenkit etmişlerdir. fakat tabi ben o T–  —- doğru söylüyor falan kanaatindeyim ya seviyorum ben Tolstoyu şimdi fakat bakstım aynı benim düşündüğüm gibi düşünüyor A.. gördün mü işten anlayanların hali başka falan diye ayrıca hoşuma gitti onu getirtdikten sonra. Sonrada bizim Mete Tunçay Türkçeye tercüme etmez mi Peter Burke’nin diye isteyen herkes okuyabilir yanabcı dil bilmese bile yani önemsenen bir adam Tarih filozofu olarak. Şimdi bu herif ne yapıyor insan hayatını, bir cemiyetin hayatını tarif ediyor ama işte yaradılışın — ondan sonra hadiselerin sebeplerini bu geniş çapta tadili izahı nasıl olur, tarihçiler nasıl metot toplamları yapıyorlar ne saçmalıyorlar falan bir sürü lakırdı var romanın içinde ama roman, roman olmaktan çıkıyor tamam mı içinde bir sürü tarihh bahsi var uzun uzun her neyse o yüzden de — gruplar arasına geçiyor. Şimdi bakıyorsun adamlar demişler ki — canım şimdi çok güzel roman hakikaten eşsiz bir şey ama ne lüzum vardır şimdi bu tarih fasıllarına konuyu kesipte falan iyi de adamın derdi başka o onu anlamıyor sanata yabancı bir şey, fikir felsefe şimdi ne âlemi var şimdi tarih felsefesi yapmanın romanın içinde filan hemde uzun uzun diyor adam değil mi?  sanatçı. Roman inkita verdi, zarar verdi falan diyor. bu tolstoy’un kendi bile canım bu da böyle bir tarz illa da roman saymak şart değil işte güzel bir şey mi, değil mi siz ona bakın falan demiş. İlla roman olması şart değil efendim her neyse. Yani o yüzden bu romancı takımı Anna Karenina da çok tutarlar bu Harp ve Sulh’e kıyasla onda yok ya böyle tarih şeyleri yani demek istediğim sanat tarafı işin felsefe tarafına veya tarih tarafına imtizat etmeyebilir. imtizat zıt anlamında ve bu perspektifler birbirlerine zarar verebilir demek istiyorum. Bu durumda tarih filozofu olan arkadaşın hem bu bütün bakış açılarını kullanırken hem de bunları çok dengeli kullanması gerekecek, onu becerebilecek. Yani tamam benim bir mistik tarafım var diye eski mistiklerin bazıları gibi mistik hezeyanlara neredeyse tımarhaneye yatıracak tipten mistik hezeyan mensupları vardır biliyorsun kendi peygember zanneder, mehdi zanneder, halife zanneder, bilmem ne zanneder yani elime bir bayrak alır mezarlıklarda bağırır çağırır dualar eder, görmüşündür meslek tecrübesi olarak böyle hastaları. Mistik hezeyanlara da kaptırıp gitmenin âlemi yok yani mistik tabiatımız var diye öyle olmayacak dengesini tuturacaksın bir yerden kardeşim filozof takımında — burada biraz sınırı aştın. Aslında tarih felsefesinin asıl faydalı yönüde bana öyle geliyor ki bu dengeyi temin etmesidir. Çünkü tarihçi bilemez ama tarih felsefesi hepsiyle uğraştığı için hepsinden müteberiz olduğu için biraz — olduğu için bu lezzetlerden tadına bakmıştır felsefenin de, tarihinde, sanatın da falan dediğim gibi olmazsa zaten yapamazsın. o zaman anlamadığı şeylerden bahsedecek insanlığın bir çok önemli faaliyetinden hiç anlamam nasıl tarih felsefesi yapacansın? İnsanlıktan anlama, ilimden anlama, felsefeden anlama, dinden anlama, marifetten anlama ee kupkuru bir şey olur. Nitekim olmuyor. Bütün tarih edebiyatı böyle binanın malzemesi taş, toprak, çimento kabilinden malzeme seviyesinde kalmıştır isterse büyük tarihçiler yazsın yani sonuçta bilgi sadece, malzeme. Bir şey inşa edemiyor neden işte bundan oluyor. Peki, iyi ama bunu değerlendirirken bütün bu malzemeden anlayan bir insan olarak değerlendirirken kardeşim sen felsefe yapıyorsun tamam anladım da bak diyor tarih filozofu bak bu semantikçiler Koz– diye bir adam var semantik diye bir şeyde var felsefenin aslında semantik sen farkında ol veya olma sonuçta semnatik tartışması yapıyorsun. Bu Koz… Mesela Aristo’nun özdeşlik, aidiyet, identity kuralınıı kabul etmiyor. Oldu mu sana Aristo dışı bir mantık işte Science olunca görüyorsun daha evvel paylaşmıştım. şimdi veya öbürü orta terimini bilmem nesini kabul etmem diyor başka bir mantık kaç tane isim var sayayım istersen mantık çeşitleri yani modern mantığından, intensiyonel mantığan kadar, degel mantığından bilmem par.. Mantığına kadar aklına gelen bir sürü mantık çeşidi var. Neden işte işler böyle çoğalınca semantik irdelenince bunlar çıkıyor. Peki, intensiyonel mantıktı şuydu buydu şimdi sen felsefeciyim falan diyorsun alanında mantık kardeşim senin yaptığın şey yani basit bir Aristo mantığı kullanıyorsun ve bu herşeye bir delil oluyor varsayıyorsun felsefeci olarak. Çünkü başka aletin yok elinde lisanı kullanacaksın, dili kullanacaksın, mantığı kullanacaksın başka ne yapabilirsin felsefeci olarak ilmi tecrübe senin alanın dışında, tarih senin alanın dışında, sanat senin alanın dışında yani düşünmenin aletleri var ve aletler bunlar. Bunları kullanıyorsun ama burada sakatlıklar var sen farkında olmayabilirsin felsefeci olarak ama ben tarih felsefesiyle uğraşıyorum bak bir de semantik var şunlar çıktı. sonra sen bu  felsefi görüşü söyledin ama falan devrin görüşüydü, filan devirde düşünmedi insanlar veya reddettiler işte efendim diyelim ki Log öyle dedi Be.. böyle dedi, D.. böyle dedi ama Kant’ta böyle dedi. Kant böyle dedi ama şimdi de böyle diyoruz. mesela been Spinoza’yı nasıl tenkit ettim çok güzel, hakikaten harika yazmış, büyük filozof kabul hakikaten geometrik bir metot uygulamış, adam geometriye o kadar saygı duyuyor ki amma onun zamanında Öktil geometrisi var kardeşim De.. yok Nu.. Yok — yok bilmem biri yok yani yeni, farklı geometriler olabileceği, geometrinin o kadarda hani Eflatun’un efendim itibar ettiği kadar sağlam bir metot olmadığı aklına gelemezdi ki Spinoza yok öyle bir bilgi o tarihe kadar, gelişmemişti, insanlık o safhaya gelmemiş. spinoza’nın yaşadığı çağlar ve 17. asırlar tabi ki geometiye güvenecek herkes güüvenmiş o da güvenecek bakmış görmüş Galileo’nin başarılarını, Newton’un başarılarını —falan değil mi? yine de büyük avantajları var büyk adam olduğu için bakıyorsun ki bugün modernize meselesi kardeşim şuur ve madde meselesi yani madde dediğim body extensiyonel olan, şuur da intensiyonel olanlar zamanla ilgili olanlar peki aynı cevherin farklı görünüşleri demiş hiç olmazsa duelite yok ve modern şeylerle daha yakın duruyor görüşlere bakıyorsun epeyce. Eski İslam felsefesinden İbn-i Meymun’dan, işte o eski Yahudi derneklerinden falan yetiştiği için belki onlarında tesiriyle hâsılı kelam ne demek istiyorum şimdi spinoza’ya — kardeşim başka ne diyor yahu bir cevher cevher diye tutturmuşsunuz substance diye tamam kardeşim substance böyledir sapsızın modernitesi bilmem cevherdir, bizim islam felsefesinde de var bunlar bende aşinayım bunlara aynı kaynaklardan beslendiğim için anlıyorum ne dediğini, benimsiyorum da. latin sunbtance dediğin şey senin yani bir düşünce kavramı olarak, felsefi bir kavram olarak illa da maddi olmayabilir substance tamam ama biz şimdi o eski atom nazariyeden başladık o k… substance mapsıns teolojinin süzgecinden nasıl geçti nasıl mahiyet değiştirdi Thomas.. Şunda bunda çağımızın geldiği kuantum mekaniğinde bambaşka bir şeye dönüştü substance artık illa substance bahsedeceksek maddi parçacık neredeyse tamamen yok oldu geriye sadece şuur ve enerji kaldı neredeyse yani gibi yorumlamak bile mümkün o kadar aşırı yorumlara gitmek substance konusunda. substance konusunda da kendi devrindeki bilgiyle mütenesıp yani az bilgiye, yanlış bilgiye dayanarak konuşuyor. Şimdi de öyle matematiğe matematik ispat metoduna bölmesi sonsuzluk konusunda mesela şimdi Göder’i bilmiyor, Kanton’u bilmiyor çünkü ondan çok sonra gelmiş adamlar. ee nasıl yani bu sonsuzluk kavramından şüphesi şimdi adam çok mantıklı şeyler söylüyorum canım eğer tanrı varsa ve bir substance ve sonsuzsa o zaman tanrınıın dışında başka bir varlık olmaz. Çünkü sonsuzluk herşeyi ihata eder diyor. O şimdi farklı farklı sonsuzluk, büyüklükler falan öyle şeyler düşünemez değil mi? Kanton değil yani o zaman olsa olsa bunun normaliteleri nedir, değişik görüşler falan diyecek tabi ki yani ben tefettür kabiliyetini veya büyüklüğünü tenkit etmiyorum spinoza’nın bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor demek istiyorum anlatabildim mi? bir tenkitim daha vardı şimdi unuttum önemli de değil, benziyor a da. Yani şimdi sen Spinoza’nın yaşadığı devri biliyorsun sonradan da biliyorsun tamam Spinoza çağında böyle düşünmesi normal insanların veya Kant’ın çağında böyle düşünmesi mümkün müydü? Kant öklitçi bir geometri biliyor kardeşim tamam mı yaşları — yeni geometri ama yani şimdi onun bildiği fizik başka şimdiki fizik başka, Spinoza’nın bildiği matematik başka şimdi ki matematik başka sayılar bile başka yani bakıyorsun işte şeyde absürt demişler geçen söylüyordum ya irrasyonel sayılarla ilk defa karşılaşınca kök 2 de efendim bunlar süt çeşitleri falan diye yazmış adam ingilizce metinden hala absürt buradan geliyormuş abrotik hali absürtün demek ki absürt saçma sayılamadığı için hem çift hem tek olduğu için falan iyi ama neden öyle oluyor çünkü continyu meselesi sonu gelmiyor continus intensiyonel faaliyette, normel bir sayı değil yani discrete olamıyor bir türlü normal tabii sayılar gibi o yüzden irrasyonel oluyor. ee buradan başlıyor sayılar çeşit çeşit şu zamanımız da artık nereye gitti en son — sayısını bulmuştu matematikçiler. Yani her şey değişir şimdi sen o değişmenin farkında oluyorsun tabi eğer tarih felsefesiyle uğraşıyorsan, tarihçiysen zaten kendi dar alanından başka bir şeyle uğraşmıyorsan, hele böyle fiziğin, felsefenin tarihinden sana ne tarihçiysen bilmezsin fakat ama tarih felsefesiyle uğraşıyorsan zaten uğraşıyorsun bunlarla ve biliyorsun. Bilince de biliyorsun ki kardeşim tamam sen o devirde öyle değerlendirmiştin ama bak sonradan bunlar oldu binaenaleyh bu fikir geçerli değil gibi bir tarih felsefesi bilgisinin, yorumunun süzgeçinden geçirme kabiliyeti oluşuyor yan. Bu ister ilim olsum, ister felsefe olsun, ister semantik olsun, ister sanat olsun, ister tarih olsun ne olursa olsun

            Numan Hoca; had hudut hangisi aşmış hangisi —

            Şahin Hoca; evet onların farkında oluyorsun konulara yatkınlığından dolayı normal tarihçiden farklı olarak ve ya felsefeci sadece felsefeye yatkın oluyor, sanata yatkınlığı yok ki adamın ya da öenmli çok yönlü başka insanlarda var mesela ilim adamı ama keman çalıyor yahut bilmem ne. Fakat böyle hepsini kapsayacak kadar çok yönlü iyi anlar tabi tarih felsefesindeki gibi neyse bu farklı perspektiflerin iltizac ettikleri etmedikleri yönler aşırılıkları veya sınırlarının tahmini tefsiri bakımından bir konspektif bakış açısı esaslı bir MİYAR teşkil edebilir, değerlendirme — teşkil edebilir demek istiyorum. Zaten burada da evvelcede söylediğim şeyleri söylemişim insnlık sanatla başladı önce bir takım aletler yaptı, sonra dil geldi, sonra şuurun metaforları geldi ondan sonra inançlar başlar. Mesela diyor ki nesnelerin ruhu vardır, benim bildiğim canlı diyor, taşın bile bir ruhu vardır diyor. Oradaki ruhu, özü, asli mahiyeti falan gibi birazcık sembolik anlamakta mümkün ama doğrudan doğruya yani biz burada her şeyin bir ruhu olduğuna dolayısıyla çünkü insanlar az şey biliyorlar ve tabiatı nimetlerinden istifade ediyorlar ama tabiatın insanı zor durumda bırakan şeylerden de korkuyorlar elbette dolayısıyla şimşek çakıyor şimdi adam bilmiyor ki şimşek ne yani, kasırga oluyor, sel götürüyor bilmem ne oluyor yani tamam zaten bilgisi az efendim sonuçta animizm yani ki dinlerin menşei diye değerlendirmeye çalışıyorum bende diğer tarihçilerin birçoğu böyle yapmıştır. Nesnelerin bir ruhu olduğuna itikat etmek suretiyle onların arkasında bir sebep prensibi, bir izah arayışı, bir anlam arayışı yani niçin bu efendim yıldırım düşüyor, Tanrı kızdı diyor mesela her neyse tamam ama bir şekilde bir izah getirmeye çalışıyor, bir sebep bulmaya çalışıyor hadiselere. Bu sebep bulma gayretinden giderek felsefeye dönüşüyor, sebeplerin tartışmasına Latinler ne demişti “Cognitia historiana cognitia factor cognitia filozofika cognitia–” tarihi anlayış tek tek olayları anlamaktır, vakaları anlamaktır. Felsefi anlayış sebepleri anlamaktır, ilmi sebeplerden zamanla akli sebeplere yani felsefeye geçmiş oluyor. Ondan sonra da ilim gelişiyor zaten filan ee şimdi gerçek Tarih anlayışım yani terih felsefesi anlamında hem bulunduğum — dolayı hemde işte Şipenkler gayet güzel anlatıyor kardeşim yani siz tarih marih falan diyorsunuz da bir Çin var başka şeyler var birde buna bakalım farklı farklı kültürler, farklı farklı maceralar falan bakıyorsunuz ister istemez o akışı, o tarih şuurunu bir şekilde değişmiş 19. asırda falan ve artık o mahsüllerini vermeye başlıyor Avrupa’da niye başka yerlerde çıkmıyor da yani oradan çıkıyor. Beni de sayma çünkü bizde batı kültüründeyiz aslında çünkü ta İslama — bulma fethiyle hemen Abbasi devrinin başlarında başladı Eski Yunan felsefesinin etkisi zaten iki asırdırda batılılaşma gayreti içinde Türkiye yani biz farkındayız veya değiliz aslında zihni olarak batı formatları becerememişiz ama benimsemişiz yani yine batılı bir zihniyet var istanbul’da da şeyde de. Sonuç olarak gene de işte bakıyorum İstanbul yani tarih şuuru, tarih felsefesi falan yok. Her neyse bu sanat için şunları söylemiştim özetliyoruz ya sezgiyle başlar, sezgiyle ve yani kasıtlı bir şey dream hayal demek burada anlamı sezgiyle hayal ederek başlar ve yaratıcı muhayyeyi kullanmak suretiyle sanal bir realite inşa eder, başka bir gerçek dünyası, sanat dünyası. Orada bir nakaşa var işte gerçekmiş gibi kabul ediyorsun Harp ve Sulh’de veya Anna Karenina diye biri ister yaşasın ister yaşamasın gerçekten kendi dünyasını sanal dünyasını inşa ediyor sezgilerle. dine gelince dini metomorfoloji sosyal kuhezyon maksadıyla insanların oryantasyon ihtiyacını karşılıyor. Yani nereden geldik nereye gidiyoruz. Bazen de işte bazı dinlerde Tanrı tarafından idame edlien bir bilgiyi temel alarak başlıyor öyle olunca da bu vahiydir, Tanrı sözüdür öyle olunca da kendisini her nevi şüphenin dışında ve mutlak bilgi sayıyor, geriye kalan her şeyi de küçümsüyor ondan sonra ilim de gereksiz, felsefede gereksiz Hayrettin Karaman geçenlerde söylemiş ya kardeşim bize din âlimleri lazım entelektüel, ilim adamı, felsefeci olmasa da olur demiş adamın kafası bu çünkü burada mutlak bilgiye sahip zaten başka bir şeye de gerek yok. Öbürleri zaten hep yalan yanlış bilgiler lisanı bilgiler filan oluyor anladın mı? Ben şimdi mesela ilim ne yapıyor ilmi metodları kullanarak objektif bilgi elde etmeye çalışıyor demin birazcık arz etmiştim burada da objektifleştirmek için ölçüyü, ölçmeyi kullanıyor müşterek ölçüleri herkesçe kabul edilen müşterek ölçüler kullanınca herkesçe bir standarta kavuşmuş oluyor bilgi böylece objektifleşmiş oluyor. Tabi tecrübeye dayanıyor ve test kabiliyetine dayanıyor. “————” uzayla ilgili ve tabiatın maddi nesneleriyle, hacimlerle, cisimlerle igili bakış açıları yani eğer beyne dışardan iletilen timuluslarda hareket edersen ma– bölgeleri seyreder gibi efendim ee bizim dışa dönük duyularımızın hepsi de maddi nesnelerle ilgili görmekte, dokunmakta, tatmakta