SCIENCE

Her kes gibi Bilim adamları dahi (ki bilim adamları öyle bütün disiplinlerden anlayan “ulemâ-yı râsihîn”den bir alim, veya filozof yahut büyük sanatkâr olmayıp, sadece bir bilim dalında uzman olan sıradan entellektüellerden ibaretdirler) tanrı meselesi hakkında konuşabilirler elbette, amma ve lakin bir bilim adamının tanrının varlığı veya yokluğu hakkındaki fikrinin herhangi bir insanın fikrinden/ intibasından hiç bir farkı olmadığı gibi daha fazla bir değeri de yoktur. Zira bilim adamının düşünce tarzı, anlayışı, metodu muhakemesi yalnızca bilim bahsinde yani tabiat ve maddi hadiseler bahsinde işe yarar; maddi olmayan meseleler hakkında bilim yoluyla hiç bir ciddi fikir serdedilemez, hatta bilim açısından maddi/ fiziki olmayan şeyler na-mevcuddur, yoktur…Halbuki semitik/ ibrahimi dinlerin teolog olmayan alelade mensuplarının personal tanrısı bile ne kadar antropomorfik görünse de, maddi bir varlık gibi bir cismi/hacmi/ mekanı olan ve rasyonel muhakeme veya bilimsel metodla anlaşılabilen bir şey değildir( zira bu tanrının her yerde ve her zamanda hazır ve nazır olduğuna inanılır). Bütün bu malayani ilmi/ felsefi konuşmalar ise, ruhsuz konuşmalar sadece…İlim metoduyla yalnızca ilmi bahisler yani ancak tabiat ve maddi dünya hakkında hüküm verilebilir halbuki. Bu tipik bir mesleki körlük ve mesleki deformasyon nümunesi. Her kes kendi mesleki anlayışının alemşümul yani her konuda işe yarar ve hüküm vermeye uygun olduğunu sanıyor. İlmi anlayış tabiat ilimlerinde işe yarar. İlmin bakış açısı ile sanat, felsefe, tarih, ilahiyat, mistik tecrübe gibi farklı disiplinleri anlamak mümkün değil; ayni şekilde, bu sayılan disiplinlerin de her biri farklı bir anlayış ve anlamlandırma tarzıdır ve öteki disiplinlerin mevzularını anlamaz. Artık ne derece mümkünse diyelim, bu disiplinlerinhepsinden anlayan bir alim veya bir tarih filozofu bir hüküm verse bile, o takdirde bile, bu nihayet beşeri anlayışla mahdud bir hüküm olacaktır. Hangi alanda ve ne kadar iyi bir uzman olursa olsun, bir entellektüelin fikri, ancak bir “entellektüel intiba” olabilir. Bu bir “intiba”dır sadece, gerçeklik iddiası bir yana, ciddi bir fikri değeri bile yoktur. Bu hususta kendi uzmanlık alanından başka bir bakış açısına ve anlayışa sahip olmayan bir entellektüel/uzman ile bir cahilin fikri müsavidir. Felsefenin bütün hikmeti ihtiva ettiği düşünülen ilk çağlarda filozoflar bu meseleleri de tartıştılar elbette, lakin artık felsefe yukarda saydığım bütün disiplinleri ihtiva etmek iddiasında olan veya bütün hikmeti ihata eden bir hikmet arayışı değil, sadece farklı bakış açıları olan diğer disiplinler arasında bir disiplin; binaen aleyh bu babda sadece ilmin değil felsefenin dahi bAkış açısı ve anlayışı son derece sınırlıdır. Ve hatta o kadar sınırlıdır ki ilahi marifet/ tanrı bilgisi (ilahiyat bilgisini dahi aşan) bir mistik tecrübe bahsi olmakla, bu kabilden ruhi tecrübeyi ilim adamı da filozof da irrasyonel bir saçma düşünce veya mistik hezeyan sayacaktır vesselam. “Tanrı inancı ilim ve felsefe ile , rasyonel muhakeme ile, kaabil i-te’lif değildir diyebilirsiniz” elbette. Ben de derim ki bütün beşeri anlayış ilim ve felsefenin çizdiği sınırlar ile mahdut değil. Bencileyin fikrim ise budur kim; bütün varlık alemi holistik bir anlayışla ve bütün beşeri anlamlandırma usulleri kullanılarak incelenmelidir. Yani tanrı inancı bahsinde sadece bilim adamı veya filozofun değil, büyük sanatkarın( mesela bir Tolstoy’un) , ilahiyat ve mistik tecrübenin( mesela bir Mevlana’nın) ve büyük tarihçilerin de söyleyecek sözleri var elbette ve nitekim bu babda bu disiplinlerin mensuplarınca ortaya konmuş pek çok değerli eserler de var diyorum,vesselam