Mülk ve Hilâfet kitabı hakkında

  Bir diğer adı da “Medine’yi Yeniden Kurmak” olan kitap “egemenlik” kavramını başlangıcından günümüze temelinden sorguluyor. Çetrefil meselelerle boğuşmayı severek göze alan; akademik kimliği yanında millî kültür sahasında da mütabahhir bir zat olan Şahin Uçar, tefekkür hayatımızın haylice karanlık kalmış bir alanında ışık yakmaya çalışıyor. Şahin Uçar’ın çalışma sahası “Ortaçağ Tarihi” ancak, ona, rasathanesini ortaçağa kurup oradan bütün kainatı gözleyen bir mustagrib diyebiliriz. Uçar, şahsi tarih felsefesini açıklayabilmiş ender ilim adamlarımızdan biri. İslâm’da Hilafet ve Mülk kitabının da başlangıç bölümünü metod bilgisine tahsis etmiş. Uçar “tarih felsefesi (veya yorumu) yapılmadığı takdirde; tarihi hadiseler hakkındaki bilgi yığını, işe yaramaz bir kaosa dönüşür” diyor. Ne kadar haklı.. İslâm’da Mülk ve Hilafet, mensup olduğu kültür muhitini derinliğine kavramış bir ilim adamının, evrensel alana ne denli rahatlıkla kanat çırpacağını göstermesi açısından güzel bir örnek. Okuyucu, kitabın ilerleyen ve gelişen bölümlerinde adeta evrensel bir forumun ortasında kendini buluyor. İnsanlık saadet ve felaketinin, bazen defne yaprakları ile çoğu kere ise kanla çizilmiş çerçevesi olan hakimiyet ve devlet kavramları, bu forumda tartışılıyor. Bu mahşeri zeminde Zerdüşt rahiplerinden, İsrâil peygamberlerine, St. Augustin’den Toynbee’ye kadar herkes söz alıp konuşuyor. Tabii Şia’sı, Selefiyesi, Hâricisi, Bâtınisi ile tüm İslâmî ekoller de bu resmi geçitte var. Uçar eserinin geri planında hep “ilahî […]

Continue reading

TOLSTOY’UN SAVAŞ VE BARIŞ’I: FENOMENOLOJİK BİR OKUMA

TOLSTOY’UN SAVAŞ VE BARIŞ’I: FENOMENOLOJİK BİR OKUMA Dr. Öğr. Üyesi Adnan Menderes Üniversitesi aysun.gur@adu.edu.tr Fenomenoloji, genellikle fenomenle ilgili bir bilim veya öğretmeyi adlandırmak için kullanılır (Potrc 2002: 232). Brentano’nun 1874 yılında yayınlanan Psychologie vom Empirischen Standpunkte  (Emprik bir bakış açısından psikoloji) isimli eseri, fenomenoloji tarihi açısından başlangıç kabul edilir. Burada yönelimsellik zihnin işareti olarak görülür. Böylece her psikolojik deneyim yönelimsel objeleri içerir; dolayısıyla isteme bir şeyin istenmesi ve düşünme de bir şeyin düşünülmesidir (The Cambridge Dictionary: 100). Sonra Husserl, Heidegger ve başka filozoflarla çalışmalar devam eder. Tolstoy’un Savaş ve Barış romanı ise 1867 yılında yayınlanır. Tolstoy burada diğer romanlardan farklı olarak, romanın sonuna yüz elli sayfalık bir tarih felsefesi bölümü ekler. Şimdi, Tolstoy’un Savaş ve Barış’taki felsefi yaklaşımının fenomenolojik olduğu ileri sürülecektir. Bu iddia genel olarak romanın sonundaki bölüm için geçerli olsa da, aslında romanın tümünde de izleri sürülebilir. Eğer bu izleri sürebilirsek, Tolstoy’un tarihsel olarak Brentano’dan önce, bu yaklaşımı sergilediği gösterilebilir. Uçar, Tolstoy’un iki rüyasından söz eder. İlki, henüz çocukken abisinin, bizim bu ormanda sihirli bir yeşil dal var, o dalı bulan insanlığın bütün problemlerini çözecek demesiyle oluşan, insanlığı mutlu etme rüyasıdır. Tolstoy bunu hiç unutmamış ve ölünce, o yeşil dalı aradıkları ormandaki bu bölgeye gömülmeyi vasiyet etmiştir. İkincisi […]

Continue reading

Mimâr Necip Dinç ile söyleşi

https://m.timeturk.com/mimar-necip-dinc-ile-so…/haber-995507 Mimâr Necip Dinç ile söyleşi Türkiye ve yurt dışında yüzün üzerinde mimari eseri bulunan Mimar Necip Dinç ile söyleşide mimarlığın ne olduğunu, mimarinin kültür tarihimiz açısından önemini, inançlarımızın, değerlerimizin, gelenek ve göreneklerimizin Osmanlı mimarîsinde kendisini nasıl gösterdiğini, Osmanlı şehirlerinin kuruluşunda mimari olarak nelere dikkat edildiğini, klasik Türk mimarisinin gelişim sürecini, klasik dönem mimarimizin İstanbul’u nasıl şekillendirdiğini ve daha pek çok konuyu anlattı.      21.11.2018 15:44:21 İşte Mimar ve Mühendis Dergisinin Abdullah Koç imzasıyla gerçekleştirdiği söyleşi; Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? İsmim Necip Dinç. Sivaslıyım. Aslen Şarkışlalıyım. 1969 Yıldız mezunuyum. Biz mezun olduğumuzda Yıldız, İstanbul Mimarlık Mühendislik Akademisiydi, sonra Yıldız Teknik Üniversitesi oldu. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli projeler uyguladım. Maalesef bunların bir kısmını istediğimiz gibi uygulama imkânı bulamadık. Şu hususu vurgulamak isterim ki başarılı bir uygulamanın ortaya çıkabilmesi için dört şartın bir arada bulunması lazım. Bunlar, yeterli finansman, olgun bir proje, kaliteli malzeme ve kalifiye işçiliktir. Bunlar ne kadar üst seviyede gerçekleşirse, o nispette başarı elde edilir. Bu açıdan oldukça mutmain olduğum projelerimden birisi Kırıkkale Nur Camii ve Külliyesi’dir. Bu projenin uygulamasında %80 başarılı olduğumuz kanaatindeyim. Bahsettiğimiz ölçülere %90 oranında ulaşılabilirse ideal olana da ulaşılmış olur. Çünkü bu, neticede kul yapısıdır, Allah yapısı değildir. Kusursuz bir eser ortaya koymak Allah’a mahsustur. Koca […]

Continue reading

bilim felsefesi 1. celse

. . . cerrahpaşa 2015-16 BİLİM FELSEFESİ SEMİNERLERİ 1. Hepiniz hoşgeldiniz, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, bilim felsefesi toplantılarımızın bugün ilkini yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Ben konuşmacıların özgeçmişlerine girerek zamanımızdan harcamak istemiyorum, ancak bu toplantıların serencamı ile ilgili bir iki kelam etmek isterim. Malumunuz ben psikiyatri hekimiyim, bir tıp adamıyım. Tıp adamı olarak uğraştığımız hastalara klinik pratikte yaptığımız işlemler, eylemler, müdahaleler var ama her zaman bunun arkasındaki bilimsel düşünüş diğer bilim alanlarında olduğu gibi bir problematik. Rahmetli Ayhan Songar hocadan hatırladığım bir söz var, Stanley Cobb’dan naklederdi. Tıp sanatlarının en eskisi tıp bilimlerin ise en yenisi olarak tasnif ederdi psikiyatriyi. Yani psikiyatri acaba sanatın neresinde, bilimin neresinde, felsefenin neresinde? Bu tartışmalar zaten günlük pratiğimiz içinde yürüyor, ancak haliyle bir yönüyle de araştırmacı kimliğiniz var. Klinik pratikte bile araştırıcı kimliğiniz olmasa da, karar vermeniz gereken ortamlar var, bir hükme varmayı gerektiren. Hâlbuki biliyoruz ki İbn-i Sînâ da benzer problemleri yaşadı, Aristo yaşadı, Hipokrat yaşadı, bu karar vermenin zorluklarıyla ilgili, hatta güzel bir de aforizması vardı Hipokrat’ın: “vita brevis ars longa” diye başlayan,“occasio preaceps, experimentum periculosum, iudicium difficile” diyor, yani hüküm vermek de zor. Karar vermek kısmı oldukça zor. Ancak günümüz koşullarına geldiğinde psikiyatri bir ilim olma, ilmi bir hüviyet kazanma mahiyetini ispat etmek sadedinde diğer bilimlere […]

Continue reading

Dictum

“philosophical principles can only be understood in their concrete expression in history.” tolstoy

Continue reading

timeturk.com da yayınlanan üç şiir

  https://www.timeturk.com/prof-dr-sahin-ucar-in-son-siirleri-yayinlandi/haber-949505 “Güle dair bir neden yok gül açar çünkü açar/ Ne gözetir kendini ne görülmek arzular..”  Angelus Silesius. Merhum Sedat Umran çevirmiş… “Üstünde Gül biten bir toprağın ‘kil’ tabakasına o gülün kokusu sinmiş, ve o kilde dahi bir gül kokusu peydâ olmuş”… Kil dermiş ki: “ben bir müddet gül ile komşu oldum/ bu gül kokusunu o gülden aldım” Gülistan, Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî GÜL . Ey Gönül, Gel! Gör! İbret al! Bir avuç kilden topraktan gül biter… Topraktan gül nasıl biter? Tohum nasıl oluyor gül? . Tohm-u gül, güldür, gül açar, Bu cansız ‘kil özü’nden ne alır gül? bir gül açmışsa eğer gâyesī var, cânı var Gül mü asıl, Kil mi asıldır, ey dil?  . Aslı, nesli, resm ü hüsn-ū ânı var Kōkusū gül, rengi gül, bir gonce-î pinhânı var Ey ‘Sebeb’-î hilkat-î gül, ‘Gâyet’-î vuslat nedir? Şerh-i esrâr-ī rümûzdur hem nihânî bir sadâ! . Gül açar; ki sırr-ı beyânıdır: Bir avuç “kil”ī…gül” eden O’dur! . Ey gönül gel kendözün bil Gel kendine sefer et, bul!  Kendözünden kendine gel Budur Yolculuk, budur Yol! . Dil de bir güldür: “Lem-yezel” . Her nesnede gizlidir ol Evvel, Âhir, Bâtın, Zâhir Ondan sever şeydâ gönül Ondan biter mutalsam gül . Ondan mıdır ki […]

Continue reading

YOL

  “Dixit Deus ad Mosen: Ego sum qui sum.” (Tevrat, Exodus, 3:14). . YOL “Ego sum qui sum!”: “Ben, ‘Ben’im!” Dedi Allâh… Tûr-u Sînâ’da Mûsâ’ya. “Nosce te ipsum” :  kendini tanı sen! Ve “Gnothi sauton!”: Kendini bil! Yazarmış Delphi Mabedi’nde… “In culpa est animus qui se  non effugit unquam! “ : (That mind is at fault which never escapes itself) Demiş, erenler de ‘vaktin dem’inde; . . “Hatâ eder o nefis ki / hiç kaçamaz kendinden! “ . “Şol seni seven kişi…” “Sen sende iken menzîl, Alınmaz” demiş; çünki . Nefse aldanan kişi  düşvâr olur her işi bilmez gerçeği, düşü zihnindeki teşvîşi bile yürür ol kişi . Düşte yürür çün …yol bilmez ol menzil alabilmez . Kendini “bile-bilmez” . aşamazsa özünü kendinden mahrum kalır Söyleyemez sözünü . Kendinden mahrûm kalan Terkedemez kendini! . Yol almaz…yolda kalır . Yol içre bir yol olmak bir şahrâh açmak gerek Nefsi tanımak içün kişi özünü aşmak gerek “Hatâ içre o akıl ki Hiç aşamaz kendini” Kendinden mahrûm olan Terkedemez kendini . Kervân yürür…yol kalır “Yolcu”…yolunda…”Yol” olur. . . .

Continue reading