Mimâr Necip Dinç ile söyleşi

https://m.timeturk.com/mimar-necip-dinc-ile-so…/haber-995507 Mimâr Necip Dinç ile söyleşi Türkiye ve yurt dışında yüzün üzerinde mimari eseri bulunan Mimar Necip Dinç ile söyleşide mimarlığın ne olduğunu, mimarinin kültür tarihimiz açısından önemini, inançlarımızın, değerlerimizin, gelenek ve göreneklerimizin Osmanlı mimarîsinde kendisini nasıl gösterdiğini, Osmanlı şehirlerinin kuruluşunda mimari olarak nelere dikkat edildiğini, klasik Türk mimarisinin gelişim sürecini, klasik dönem mimarimizin İstanbul’u nasıl şekillendirdiğini ve daha pek çok konuyu anlattı.      21.11.2018 15:44:21 İşte Mimar ve Mühendis Dergisinin Abdullah Koç imzasıyla gerçekleştirdiği söyleşi; Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? İsmim Necip Dinç. Sivaslıyım. Aslen Şarkışlalıyım. 1969 Yıldız mezunuyum. Biz mezun olduğumuzda Yıldız, İstanbul Mimarlık Mühendislik Akademisiydi, sonra Yıldız Teknik Üniversitesi oldu. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli projeler uyguladım. Maalesef bunların bir kısmını istediğimiz gibi uygulama imkânı bulamadık. Şu hususu vurgulamak isterim ki başarılı bir uygulamanın ortaya çıkabilmesi için dört şartın bir arada bulunması lazım. Bunlar, yeterli finansman, olgun bir proje, kaliteli malzeme ve kalifiye işçiliktir. Bunlar ne kadar üst seviyede gerçekleşirse, o nispette başarı elde edilir. Bu açıdan oldukça mutmain olduğum projelerimden birisi Kırıkkale Nur Camii ve Külliyesi’dir. Bu projenin uygulamasında %80 başarılı olduğumuz kanaatindeyim. Bahsettiğimiz ölçülere %90 oranında ulaşılabilirse ideal olana da ulaşılmış olur. Çünkü bu, neticede kul yapısıdır, Allah yapısı değildir. Kusursuz bir eser ortaya koymak Allah’a mahsustur. Koca […]

Continue reading

bilim felsefesi 1. celse

. . . cerrahpaşa 2015-16 BİLİM FELSEFESİ SEMİNERLERİ 1. Hepiniz hoşgeldiniz, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, bilim felsefesi toplantılarımızın bugün ilkini yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Ben konuşmacıların özgeçmişlerine girerek zamanımızdan harcamak istemiyorum, ancak bu toplantıların serencamı ile ilgili bir iki kelam etmek isterim. Malumunuz ben psikiyatri hekimiyim, bir tıp adamıyım. Tıp adamı olarak uğraştığımız hastalara klinik pratikte yaptığımız işlemler, eylemler, müdahaleler var ama her zaman bunun arkasındaki bilimsel düşünüş diğer bilim alanlarında olduğu gibi bir problematik. Rahmetli Ayhan Songar hocadan hatırladığım bir söz var, Stanley Cobb’dan naklederdi. Tıp sanatlarının en eskisi tıp bilimlerin ise en yenisi olarak tasnif ederdi psikiyatriyi. Yani psikiyatri acaba sanatın neresinde, bilimin neresinde, felsefenin neresinde? Bu tartışmalar zaten günlük pratiğimiz içinde yürüyor, ancak haliyle bir yönüyle de araştırmacı kimliğiniz var. Klinik pratikte bile araştırıcı kimliğiniz olmasa da, karar vermeniz gereken ortamlar var, bir hükme varmayı gerektiren. Hâlbuki biliyoruz ki İbn-i Sînâ da benzer problemleri yaşadı, Aristo yaşadı, Hipokrat yaşadı, bu karar vermenin zorluklarıyla ilgili, hatta güzel bir de aforizması vardı Hipokrat’ın: “vita brevis ars longa” diye başlayan,“occasio preaceps, experimentum periculosum, iudicium difficile” diyor, yani hüküm vermek de zor. Karar vermek kısmı oldukça zor. Ancak günümüz koşullarına geldiğinde psikiyatri bir ilim olma, ilmi bir hüviyet kazanma mahiyetini ispat etmek sadedinde diğer bilimlere […]

Continue reading

Dictum

“philosophical principles can only be understood in their concrete expression in history.” tolstoy

Continue reading

timeturk.com da yayınlanan üç şiir

  https://www.timeturk.com/prof-dr-sahin-ucar-in-son-siirleri-yayinlandi/haber-949505 “Güle dair bir neden yok gül açar çünkü açar/ Ne gözetir kendini ne görülmek arzular..”  Angelus Silesius. Merhum Sedat Umran çevirmiş… “Üstünde Gül biten bir toprağın ‘kil’ tabakasına o gülün kokusu sinmiş, ve o kilde dahi bir gül kokusu peydâ olmuş”… Kil dermiş ki: “ben bir müddet gül ile komşu oldum/ bu gül kokusunu o gülden aldım” Gülistan, Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî GÜL . Ey Gönül, Gel! Gör! İbret al! Bir avuç kilden topraktan gül biter… Topraktan gül nasıl biter? Tohum nasıl oluyor gül? . Tohm-u gül, güldür, gül açar, Bu cansız ‘kil özü’nden ne alır gül? bir gül açmışsa eğer gâyesī var, cânı var Gül mü asıl, Kil mi asıldır, ey dil?  . Aslı, nesli, resm ü hüsn-ū ânı var Kōkusū gül, rengi gül, bir gonce-î pinhânı var Ey ‘Sebeb’-î hilkat-î gül, ‘Gâyet’-î vuslat nedir? Şerh-i esrâr-ī rümûzdur hem nihânî bir sadâ! . Gül açar; ki sırr-ı beyânıdır: Bir avuç “kil”ī…gül” eden O’dur! . Ey gönül gel kendözün bil Gel kendine sefer et, bul!  Kendözünden kendine gel Budur Yolculuk, budur Yol! . Dil de bir güldür: “Lem-yezel” . Her nesnede gizlidir ol Evvel, Âhir, Bâtın, Zâhir Ondan sever şeydâ gönül Ondan biter mutalsam gül . Ondan mıdır ki […]

Continue reading

YOL

“Yola çıkıp yürümeye başlarsan, Yol o zaman görünür!” Rûmî   . “Dixit Deus ad Mosen: Ego sum qui sum.” (Tevrat, Exodus, 3:14) . YOL “Ego sum qui sum!”: Ben, “Ben”im! Dedi Allâh… Tûr-u Sînâ’da Mûsâ’ya. Nosce te ipsum :  kendini tanı sen! Ve “Gnothi sauton!”: Kendini bil! Yazarmış Delphi Mabedi’nde… “In culpa est animus qui se  non effugit unquam! “ : (That mind is at fault which never escapes itself) Demiş, erenler de ‘vaktin dem’inde; . “Hatâ eder o nefis ki / hiç kaçamaz kendinden! “ . “Şol seni seven kişi…” “Sen sende iken menzîl, Alınmaz” demiş; çünki . Nefse aldanan kişi  düşvâr olur her işi bilmez gerçeği, düşü zihnindeki teşvîşi bile yürür ol kişi . Düşte yürür çün …yol bilmez ol menzil alabilmez . Kendini “bile-bilmez” . aşamazsa özünü kendinden mahrum kalır Söyleyemez sözünü . Kendinden mahrûm kalan Terkedemez kendini! . Yol almaz…yolda kalır . Yol içre bir yol olmak bir şahrâh açmak gerek Nefsi tanımak içün kişi özünü aşmak gerek “Hatâ içre o akıl ki Hiç aşamaz kendini” Kendinden mahrûm olan Terkedemez kendini . Kervân yürür…yol kalır “Yolcu”…yolunda…”Yol” olur. . . .

Continue reading

kitab al-khazari

http://www.sacred-texts.com/jud/khz/khz01.htm I WAS asked to state what arguments and replies I could bring to bear against the attacks of philosophers and followers of other religions, and also against [Jewish] sectarians who attacked the rest of Israel. This reminded me of something I had once heard concerning the arguments of a Rabbi who sojourned with the King of the Khazars. The latter, as we know from historical records, became a convert to Judaism about four hundred years ago. To him came a dream, and it appeared as if an angel addressed him, saying: ‘Thy way of thinking is indeed pleasing to the Creator, but not thy way of acting.’ Yet he was so zealous in the performance of the Khazar religion, that he devoted himself with a perfect heart to the service of the temple and sacrifices. Notwithstanding this devotion, the angel came again at night and repeated: ‘Thy way of thinking is pleasing to God, but not thy way of acting.’ This caused him to ponder over the different beliefs and religions, and finally become a convert to Judaism together with many other Khazars. As I found among the arguments of the Rabbi, many which appealed to me, and were […]

Continue reading

FUZÛLÎ’NİN GAZELİNE TAŞTÎR

dost bî pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükun baht-ı nâ-sâzım goyup tenhâde yok bir reh-nümûn âşinâ yok hâle kim şerh eyleyem derd-î derûn çâk çâk olmuşsa sînem dök ki çeşmim sen de hûn derd çok hem-derd yok düşmen gavî tali’ zebûn sâye-i ümmîd zâil âfitâb-ı şevk germ âh-i âteşzâr-ı dilden mâh-i tâbım etdi şerm şefgatinden riggatinden galb-i zârım oldu nerm eylemiş dil galibâ deryâ-yi aşgın içre cürm rütbe-i idbâr âlî pâye-i tedbîr dûn akl dûn-himmet sadâ-yi ta’ne bir yirden bülend serde kim var aşg-ı mecnûn gönlümüz zencîr-bend nâsihin çok terg-i aşgın dinlerem her günki pend heç halâs imkânı yoh kim târ-ı zülfündür kemend baht kem-şefgat belâ-yi aşg gün günden füzûn men garîb ü râh-ı mülk-î vasl pür teşvîş ü mekr menzil-î dildârı bilmez âşıg-i bî-hûş-i sekr men ne akil âşigam kim eylerem hep yâri zikr men ki bilsem eyliyerdim çerh-i dûn ü dehri fikr men harîf ü sâde levh ü dehr pür nakş-i füsûn her sehî-gad cilvesi bir seyl-i tûfân-ı belâ her gül-î gülzâr bûyî nâfe-î “kalû belâ” gadd-i dildâr bir elifdir hem nihânî bir sadâ nergis-î mest fitneler eyler ki peydâ ibtidâ her hilâl ebrû kaşı bir ser-hat-i meşk-i cünûn yelde berg-i lâle tek temkîn-i dâniş bî-sebât ol hevâ-yi aşgdan […]

Continue reading