Dostoyevsky ve Büyük Engizisyoncu

Dostoyevsky ve Büyük Engizisyoncu Eritis sicut Dei, bonum et malum cognoscétis! (Tanrı gibi olacaksınız, iyi ve kötüyü bileceksiniz!) Lionel Trilling ve Edward Wasiolek’ten tercüme Modern fikir dünyası üzerinde büyük tesiri olan Rus yazarı Dostoyevski’nin eserlerinde hürriyet ve sosyal organizasyon problemleri hakkında esaslı felsefî spekülasyonlar vardır. Dostoyevski’nin bu yönü üzerinde duran kısa bir makale ile “Karamazof Kardeşler” adlı eserindeki “Büyük Engizisyoncunun Menkıbesi” kısmına dair iki tefsiri tercüme ederek Türk münevverlerinin dikkatine sunuyorum. Dostoyevski isimli ilk makale ve “Büyük Engizisyoncu”nün şerhlerinden biri E. Wasiolek tarafından, diğer tefsir ise L. Trilling tarafından yazılmıştır. Bilhassa “Büyük Engizisyoncu” menkıbesinde Dostoyevski kaliteli bir tarih felsefesi spekülasyonu yapmaktadır. Tabii bu tefsirlerle birlikte “Karamazof Kardeşler” deki “Büyük Engizisyoncu” menkıbesini de yeniden okumak ve mukayese etmek iyi olur. Dostoyevski: Existansialist düşüncenin müjdecisi sayılan Rus romancısı ve deneme yazarıdır. Moskova’da doğdu ve önce Moskova, bilahare St. Petersburg’da (askeri mühendislik okulunda) tahsil gördü. 1849’da ütopik bir sosyalist gurubun, gizli bir organizasyon şeklinde teşkilâtlanan Petrachevsky grubunun, bir üyesi olarak tevkif olundu ve sekiz yıllık bir mahkûmiyetle Sibirya’ya gönderildi. Bu tevkif ve hapishane hayatı, 10 yıl mesleğini icra etmesine mani oldu. Sibirya’dan döndükten sonra, ömrünün sonuna kadar politik kanaatleri bakımından son derece muhafazakâr, mutaassıp bir otokrasi taraftarı ve ortodoks akidenin sarsılmaz bir müdafii olarak […]

Continue reading

Hazar Kağanı Bulan Han’ın Unutulmuş Rüyalarına Çağdaş Yorumlar. video+text

          . Hazar Kağanı Bulan Han’ın Unutulmuş Rüyalarına Çağdaş Yorumlar. -Bugün aramızda değerli bir hocamız var, onu takdim etmek üzere ben mikrofonu Yumuşhan kardeşimize veriyorum. Yumuşhan Günay: Cümleten selamunaleykum. Hayırlı, feyzli, muhabbetli bir gece temennisi ile misafirimizi takdim etmek istiyorum. Profesör Şahin Uçar, tarih felsefecisi, şâir, hattat, bestekâr, tanbur ve ney sanatçısı (Şahin Uçar: “yani ney yok ya neyse”) değişik üniversitelerde öğretim üyeliği yapmış, İslam Ansiklopedisi’nin bir dönem başkanlığını yürütmüş çok kıymetli bir hocamız; ağabeyimiz. Ben mikrofonu kendilerine veriyorum. Kendisi de mutlaka söyleyecektir ama, bu bir sohbet şeklinde olacak; bir seminer, bir konferans mantığı içerisinde olmayacaktır, öyle ümit ediyorum. Onun için, her türlü sorumuzu, her türlü şeyimizi elimizden geldiği kadar cevaplandırması konusunda hocamızı şey yapabiliriz. Buyurun hocam. Şahin Uçar: Merhaba arkadaşlar, cümleten hoşgeldiniz. Efendim, ben aslında bugünlerde dişlerimi tedavi ettirmek için Yumuşhan’a gidip gelirken böyle bir emri vaki yaptı dostumuz sağ olsun, biz de memnun olduk böyle değerli güzide misafirlere hitap etme şansı bulduk. Şimdi, şöyle arz edeyim ben meseleyi; ben zaten hemen hemen bütün konuşmalarımı ve meslek hayatım boyunca da bütün derslerimi irticalen yapmış bir adamım. İrticalen konuşurum zaten, hatta kitaplarım da öyledir; sohbet üslubundadır. Binaenaleyh, ayrıca böyle bir “konferans olmasın da sohbet olsun” ikazına gerek yok, […]

Continue reading

mülk ve hilafet konferansı

Prof. Dr. Şahin Uçar, ümraniye belediyesinde mülk ve hilafet konusunda konferans veriyor. video görüntüsü konuşmanın yarısında kesildiği için, ses kaydı üzerinden yapılan ve konuşmanın tamamını ihtiva eden ikinci bir video daha ekliyoruz… . . .  

Continue reading

Alienation (Yabancılaşma)

G. Petroviç Encyclopedia of Philosophy’den tercüme edilmiştir. “Alienation” tabiri günlük hayatta olsun ilim ve felsefede olsun bir çok farklı ma’nâda kullanılmaktadır; bu ma’nâların çoğu kelimenin morfoloji ve etimolojisinin gösterdiği daha geniş bir mânânın çeşitli tezahürleri olarak (modification) kabul edilebilir – bu ma’nâsı ile alienation, bir aksiyon veya aksiyonun neticesidir ki bu suretle bir şey veya kimse, bir başka şeye veya kimseye yabancı olur (yabancı hale gelir, yabancılaşır).Günlük kullanışta alienation daha çok eski arkadaşlardan veya çevreden uzaklaşma ma’nâsına gelir. Hukukta umumiyetle bir mülkiyetin bir şahıstan bir başka şahsa satış veya hediye suretiyle transferine denir. Alienation psikiyatride umumiyetle normallikten sapmaya, yani deliliğe denir. Çağdaş psikoloji ve sosyolojide ise, daha ziyade bir ferdin cemiyete, diğer insanlara veya bizzat kendisine karşı yabancılık hissetmesi halini anlatmak için kullanılır. Bir çok sosyolog ve filozofa göre alienation tabiri REIFICATION ile aynıdır: Yani insanın sahip olduğu şeylerin, münasebetlerin veya aksiyonların, mülkiyetler veya eşyanın aksiyonu haline dönüştürülmesi -ki bunlar insandan bağımsızdırlar ve onun hayatını yönetirler – aksiyonu veya bu aksiyonun neticesidir. Başka filozoflara göre ise alienation, “self-alienation” (kendi kendine yabancılaşma veya kendini yabancılaştırma) demektir. Bir varlığın (Tanrı veya insan), kendisi içinde (kendi faaliyeti ile), kendisine (ya da kendi öz tabiatına) yabancı (alien) olması prosesi veya bu prosesin neticesidir. Mefhumun […]

Continue reading

TEKÂMÜL EDEN CEMİYETLER ve FERTLER

A. J. Toynbee’den tercüme edilmiştir. Eğer tekâmülün mikyası self-determinasyon ise ve self-determinasyon da, self-articulation (kendini ifade etme) ma’nâsına gelirse, bu demektir ki biz öyle bir tekâmülü tahlil edeceğiz ki, iyice araştırıldığı takdirde, bu tekâmül prosesi içindeki medeniyetlerin kendilerini gittikçe daha mütekâmil bir tarzda ifade etmek suretiyle gelişmeye devam ettikleri görülecektir. Umumiyetle aşikâr olarak bellidir ki medenî tekâmül halindeki bir cemiyet, ya kendisine mensup olan, yahut kendisinin mensup bulunduğu fertler vasıtasıyla kendini ifade etmektedir. Biz, cemiyet ve fert arasındaki münasebetleri, bu birbirine zıt olan iki formülü de nazarı dikkate almaksızın ifade edebiliriz; ve bu mübhemiyet bu formüllerin ikisinin de uygun olmadığını gösteriyor gibidir; bu sebeple bu yeni araştırmamıza başlamadan önce, cemiyet ve fert arasındaki karşılıklı münasebetlerin neler olduğunu düşünmemiz gerekecektir Elbette bu sosyolojinin en mühim meselelerinden biridir ve bu meselenin iki alışılmış cevabı vardır. Bu cevaplardan biri şu ki fert, kendi başına var olmağa muktedir bir realite ve sırf kendi kendisiyle izah edilebilir bir varlıktır ve cemiyet muhtelif ve müstakil fertlerin (atomik bir tarzda) rastgele bir yekûnundan başka bir şey değildir, ki bu fertlerin bir araya gelmesiyle cemiyet teşekkül eder, dağılmalarıyla da cemiyet yok olur. Öteki cevaba göre ise, realite cemiyettir; bir cemiyet mükemmel ve anlaşılabilir bir bütündür; halbuki fert sadece […]

Continue reading

Babil Kralı Nebukadnetsar’ın Rüyalarına Çağdaş Yorumlar

Bismillâhirrahmânirrahîm “külle yevmin hüve fî şe’n: (O, her gün bir şe’niyet içredir: kâinatı her an yaratmaya devam eden bir Hallâk’ı dâimdir.)” Kur’an-ı Kerim Hz. İsa buyurmuştu ki “gözlerinin önündekini tanı, görmediğin de sana ilham olunacaktır.” Gözlerimiz önündeki dünyaya baktığımızda ne görüyoruz? Gördüğümüz ve yaşadığımız dünyayı nasıl yorumlamamız gerekir? Kısaca, insanlara ne oldu? Çağdaş hayat birçok görünüşü itibariyle bir kabusa, kötü bir rüya’ya, benziyor. Niçin kendimizi içinde yaşadığımız cemiyete yabancı ve garip hissediyor, kalbimizde onulmaz bir gurbet yarasının sızısını duyuyoruz? İnsanoğlunun yeryüzündeki pozisyonu, niçin böylesine bir cinnet ve vahşet manzarasına dönüştü? Televizyonu her açışımızda, yeryüzünün her tarafından nakledilen ve beynimize üşüşen dehşet sahneleri ve çığlıklar… Ekmek kazanma savaşı içinde kan ter içinde kalan insanlar görüyoruz. Bernard Shaw’ın tabiri ile, “Lekeli para” kira, faiz ve kârla elde ediliyor ve her kuruşu suça, içkiye, fahişeliğe, yoksulluğun bütün kötü meyvalarına bulaşıyor. Dünyamıza vahşet ve terör hakim oldu, hayatımız kabus gibi… Geçenlerde Spengler’in Batı’nın Çöküşü kitabını karıştırırken gördüm; “tarihi çağlara ayırarak yorumlama geleneğinin Kitab-ı Mukaddes’teki Danyal Aleyhisselam’ın kehanetinden kalma çok eski bir gelenek olduğunu” söylüyor. Bana öyle geliyor ki, Mukaddes Kitaplarda bahsedilen kıyamet öncesi “Karanlık Çağ”, sanki bu çağdır. “Altın Çağ”, “Gümüş Çağı”, “Tunç Çağı” geçti ve işte nihayet “Demir Çağı”ndayız. Çağdaş teknolojinin acımasız çelik […]

Continue reading

Dîvân

İstanbul’da 1994 senesinde tertiplenen “Fuzûlî Sempozyumu”nda Türkiye Yazarlar Birliği’ tarafından (“XX. yüzyılda Fuzûlî Dîvânına bir nazire: Şeydâ Dîvânı” başlığı ile takdim edilerek)  o makâmın muktezâsına göre konuşması istenen Şahin Uçar’ın, işbu vesileyle kendi Divanı hakkında söylediği sözler : nihân etdim kelâmım gerçi ma’nâ âşikâr oldu söz oldu perde-i hüsnün: o perde vasf-i yâr oldu Bismillâh’ir-Rahmân’ir-Rahîm. Elhamdü lillâhi rabbi’l-âlemin ve’ş-şükrü li-vâhib’il-mekârim. Bir hâdis-i şerifte, “beyânın sihirli kudretine ve şiirin hikmeti”ne işaret eden Muhammed’e salât ü selâm olsun. Buyurmuştur ki: “Allah’ın Arş’ı altında öyle hazîneleri var ki o hazinelerin anahtarları şairlerin dilleridir.” Ve Kur’ân-ı Kerîm’de Hak Teâlâ buyurmuş ki: “Güzel kelime, güzel bir ağaca benzer; şöyle ki (zaman geçtikçe) kökleri yeryüzünde, kolları gökyüzünde dal-budak salar.” Ve dahi bir âyetde şöyle gelmiş ki; “selâmün kavlen min rabbi rahîm”: Selâm (öyle) bir sözdür ki Rahîm olan Rabbimizdendir. Şu halde, evvela şeş cihete ve bütün mevcûdâta, sâniyen Fuzûli üstâdımızın rûh-i mübecceline ve sonra onu yâd etmek için burada bulanan fuzûlîşinas misafirlere ve cümle ehl-i irfâna selâm olsun. Dostlar teveccüh göstermişler; bizim divançe-i kemînemiz Şeydâ Dîvânı için Fuzûlî dîvânına nazîre demişler. Min gayri haddin, eğerçi Fuzûlî’yi üstâd bilirim, lâkin küçücük dîvançemi üstâdın dîvânına nazîre saymak bence câiz değildir. Şu kadar var ki, üstâdın rûh-i asâletmeâbından müstefîd olduk, […]

Continue reading