Fâtiha sûresi ve tezhibinin kompozisyon safhalarına dair

Fâtiha Sûresi fâtiha sûresi ve tezhibi son haline gelinceye kadar 1973-2010 yılları arasındaki 37 yıla yayılan bir kompozisyonun safahâtı, ve her bir safhanın ayrı bir hikayesi var:   samatya, 2016 . .   divanın 3. baskısı vesilesiyle tashih edilmiş son haliyle, istanbul, 2010, kitabın kapak dizaynında kenar çerçevesi olarak: mâkılî kûfî yazıyla allah/muhammed . . fatiha ve deymumet nazariyesi (continuum hypoyhesis) istanbul, 201o     fâtiha’daki elif-lam harflerinin deymûmet nazariyesi gibi içiçe geçmeli olarak  istifi erzurum 1977, içindeki gülün tasavvuru, aslında istanbul 1978 tarihinde lutiye turhan demireli ustanın ud için gül siparişi sebebiyle çizilmişti.       – fatiha yazısına meyil verilmiş hali, İSAM Başkanı iken, 2001 1980. fatihanın içine rûmi eklenmiş, divanın ilk baskısının kapağı için dayım necip dinç’in sivastaki mimarlık bürosunda rotring kalemle çizdiğim hali… fatiha eklendi, erzurum edebiyat fakültesi tarih bölümündeki odamı nakışhane gibi kullanarak ve Burhan isimli bir talebemle birlikte çalışarak, 1977  erzurum 1977, tezhib kısmının tahih ve ikmâli İstanbul’daki Kuşak Matbaasının sahibi Hanefi Polat’ın kartpostal siparişi vesilesiyle çizdiğim ilk desenin bakır tabağa işlenmiş hali, sivas, 1973      

Continue reading

Tarih putu ve Modern Dünya: AYDINLARIN İHANETİ

  PROF. DR. ŞAHİN UÇAR Akira Kurosowa’nın Raşomon filmini gördünüz mü? Bir adam ve karısı Japonya’da bir ormandan geçerken haydudun biri bunlara saldırıp, adamı öldürüyor ve kadına tecavüz ediyor. Bir köylü de bunları görüyor ve iş olup bittikten sonra, ölen adamın yanına gidip üzerindeki değerli hançeri aşırıyor. Haydut yakalanıp mahkemede yaptıklarını itiraf ediyor.Ancak mahkemede yaşadıklarını anlatması istenen kadının anlattıkları ile haydudun anlattıkları ve köylünün anlattıkları, hatta (bir şaman vasıtasıyla ruhu davet edilen ve bu medyumun ağzından) öldürülen adamın anlattıkları, her biri vakayı kendi açısından anlattığı için, hiç birbirine benzemiyor.OLAY GALİBA BAĞDAT’TA GEÇİYOR/DU!Filmi kasten böyle kabaca hulasa ediyorum ve demek istiyorum ki insanlığın tarih malumatı da bunun gibidir. Tabii ben bu kadar kısaltarak hulasa edince, filmin neye benzediği hakkında pek fikir vermiyor.Buna benzer bir “özlü” anlatım da Woody Allen’dan. Üstada hızlı okuma kursları hakkında fikrini sormuşlar. “Haa, ben hızlı okuma kurslarına gittim, gerçekten çok işe yarıyor. Tolstoy’un Harp ve Sulh’unun 4 cildini yarım saatte okudum: Aklımda kaldığına göre olay Moskova’da geçiyordu” demiş.Bizim tarih hakkında bildiklerimiz de böyledir işte: Dört cildi dolduran sayısız cümlenin yukardaki bir cümlelik özeti gibi. Ben şimdi Raşomon’un konusunu anlattım, ama filmi görmeyenler, acaba görmüş gibi mi oldu?Yaşanan Irak harbinin yıllardır sürdüğü ve bütün dünyada konuşulduğu malum; bu […]

Continue reading

İnsan, Varlık ve Zaman

   İnsan, Varlık ve Zaman… 2000 yılında Ankaradaki felsefe kongresinde sunulan tebliğ metni… ve İSAM sitesindeki  arama  linkinden erişilebilen pdf metni…   Prof. Dr. Şahin Uçar   Varlık bahsine epigraf olarak Kur’an’dan bir âyet hatırlıyorum; “Bismillah ir- Rahman ir-Rahim. Ve lillâhi’l-maşrıku ve’l-mağrib. Fe’eynemâ tuvellû fe-semme vechullah” : “Doğu da batı da  Allah’ındır.Hangi yöne dönersen dön, derhal Allah’ın yüzü ile karşılaşırsın” (el-Bakara 2/115). “On Emir”in 1.Emri: “Senin Rabbin olan Hakk benim, seni Mısır’dan, kölelik evinden çıkaran Rabbin. Benim önümde başka Tanrılara tapmayacaksın” (Çıkış 19/2-23).   Benlik Meselesi İnsan ve benliği meselesi bana  Thomas Aquinas tarafından kullanılan Latince bir özdeyişi hatırlatıyor; “ego sum qui sum”: yani, ben “ben olan”ım, ben benim, ben ne isem oyum.”  Derler ki Tanrı, Tûr-i Sînâ’da konuştuğu zaman Mûsâ’ya, “ben ben olanım, yani hakikat benim” demiş. Senin Tanrın yalnızca benim; ya’ni “ki ben hakkım hakikat cümle benim.” Bu söz, zihnimde Hallâc-ı Mansûr’un söylediği, “to say the unsayable/ söylenemezi  söylemek” makamındaki “Enel-Hakk/hakikat benim” deyişi ve sûfilerin, “men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu/nefsini bilen rabbini bilir” sözü gibi tedailer uyandırıyor.  Bu sebeple,  sözlerime epigraf olarak İlâhî Benliğin bütün varlığı istila ettiğini veya bütün varlığın ondan ibaret olduğunu gösteren bir  Kur’an âyetini ve “On Emir”den de, Yahova’nın Mûsâ’ya “başkalarına tapmayacaksın, senin (Hakk […]

Continue reading

Dostoyevsky ve Büyük Engizisyoncu

Dostoyevsky ve Büyük Engizisyoncu Eritis sicut Dei, bonum et malum cognoscétis! (Tanrı gibi olacaksınız, iyi ve kötüyü bileceksiniz!) Lionel Trilling ve Edward Wasiolek’ten tercüme Modern fikir dünyası üzerinde büyük tesiri olan Rus yazarı Dostoyevski’nin eserlerinde hürriyet ve sosyal organizasyon problemleri hakkında esaslı felsefî spekülasyonlar vardır. Dostoyevski’nin bu yönü üzerinde duran kısa bir makale ile “Karamazof Kardeşler” adlı eserindeki “Büyük Engizisyoncunun Menkıbesi” kısmına dair iki tefsiri tercüme ederek Türk münevverlerinin dikkatine sunuyorum. Dostoyevski isimli ilk makale ve “Büyük Engizisyoncu”nün şerhlerinden biri E. Wasiolek tarafından, diğer tefsir ise L. Trilling tarafından yazılmıştır. Bilhassa “Büyük Engizisyoncu” menkıbesinde Dostoyevski kaliteli bir tarih felsefesi spekülasyonu yapmaktadır. Tabii bu tefsirlerle birlikte “Karamazof Kardeşler” deki “Büyük Engizisyoncu” menkıbesini de yeniden okumak ve mukayese etmek iyi olur. Dostoyevski: Existansialist düşüncenin müjdecisi sayılan Rus romancısı ve deneme yazarıdır. Moskova’da doğdu ve önce Moskova, bilahare St. Petersburg’da (askeri mühendislik okulunda) tahsil gördü. 1849’da ütopik bir sosyalist gurubun, gizli bir organizasyon şeklinde teşkilâtlanan Petrachevsky grubunun, bir üyesi olarak tevkif olundu ve sekiz yıllık bir mahkûmiyetle Sibirya’ya gönderildi. Bu tevkif ve hapishane hayatı, 10 yıl mesleğini icra etmesine mani oldu. Sibirya’dan döndükten sonra, ömrünün sonuna kadar politik kanaatleri bakımından son derece muhafazakâr, mutaassıp bir otokrasi taraftarı ve ortodoks akidenin sarsılmaz bir müdafii olarak […]

Continue reading

Hazar Kağanı Bulan Han’ın Unutulmuş Rüyalarına Çağdaş Yorumlar. video+text

          . Hazar Kağanı Bulan Han’ın Unutulmuş Rüyalarına Çağdaş Yorumlar. -Bugün aramızda değerli bir hocamız var, onu takdim etmek üzere ben mikrofonu Yumuşhan kardeşimize veriyorum. Yumuşhan Günay: Cümleten selamunaleykum. Hayırlı, feyzli, muhabbetli bir gece temennisi ile misafirimizi takdim etmek istiyorum. Profesör Şahin Uçar, tarih felsefecisi, şâir, hattat, bestekâr, tanbur ve ney sanatçısı (Şahin Uçar: “yani ney yok ya neyse”) değişik üniversitelerde öğretim üyeliği yapmış, İslam Ansiklopedisi’nin bir dönem başkanlığını yürütmüş çok kıymetli bir hocamız; ağabeyimiz. Ben mikrofonu kendilerine veriyorum. Kendisi de mutlaka söyleyecektir ama, bu bir sohbet şeklinde olacak; bir seminer, bir konferans mantığı içerisinde olmayacaktır, öyle ümit ediyorum. Onun için, her türlü sorumuzu, her türlü şeyimizi elimizden geldiği kadar cevaplandırması konusunda hocamızı şey yapabiliriz. Buyurun hocam. Şahin Uçar: Merhaba arkadaşlar, cümleten hoşgeldiniz. Efendim, ben aslında bugünlerde dişlerimi tedavi ettirmek için Yumuşhan’a gidip gelirken böyle bir emri vaki yaptı dostumuz sağ olsun, biz de memnun olduk böyle değerli güzide misafirlere hitap etme şansı bulduk. Şimdi, şöyle arz edeyim ben meseleyi; ben zaten hemen hemen bütün konuşmalarımı ve meslek hayatım boyunca da bütün derslerimi irticalen yapmış bir adamım. İrticalen konuşurum zaten, hatta kitaplarım da öyledir; sohbet üslubundadır. Binaenaleyh, ayrıca böyle bir “konferans olmasın da sohbet olsun” ikazına gerek yok, […]

Continue reading

mülk ve hilafet konferansı

Prof. Dr. Şahin Uçar, ümraniye belediyesinde mülk ve hilafet konusunda konferans veriyor. video görüntüsü konuşmanın yarısında kesildiği için, ses kaydı üzerinden yapılan ve konuşmanın tamamını ihtiva eden ikinci bir video daha ekliyoruz… . . .  

Continue reading

Alienation (Yabancılaşma)

G. Petroviç Encyclopedia of Philosophy’den tercüme edilmiştir. “Alienation” tabiri günlük hayatta olsun ilim ve felsefede olsun bir çok farklı ma’nâda kullanılmaktadır; bu ma’nâların çoğu kelimenin morfoloji ve etimolojisinin gösterdiği daha geniş bir mânânın çeşitli tezahürleri olarak (modification) kabul edilebilir – bu ma’nâsı ile alienation, bir aksiyon veya aksiyonun neticesidir ki bu suretle bir şey veya kimse, bir başka şeye veya kimseye yabancı olur (yabancı hale gelir, yabancılaşır).Günlük kullanışta alienation daha çok eski arkadaşlardan veya çevreden uzaklaşma ma’nâsına gelir. Hukukta umumiyetle bir mülkiyetin bir şahıstan bir başka şahsa satış veya hediye suretiyle transferine denir. Alienation psikiyatride umumiyetle normallikten sapmaya, yani deliliğe denir. Çağdaş psikoloji ve sosyolojide ise, daha ziyade bir ferdin cemiyete, diğer insanlara veya bizzat kendisine karşı yabancılık hissetmesi halini anlatmak için kullanılır. Bir çok sosyolog ve filozofa göre alienation tabiri REIFICATION ile aynıdır: Yani insanın sahip olduğu şeylerin, münasebetlerin veya aksiyonların, mülkiyetler veya eşyanın aksiyonu haline dönüştürülmesi -ki bunlar insandan bağımsızdırlar ve onun hayatını yönetirler – aksiyonu veya bu aksiyonun neticesidir. Başka filozoflara göre ise alienation, “self-alienation” (kendi kendine yabancılaşma veya kendini yabancılaştırma) demektir. Bir varlığın (Tanrı veya insan), kendisi içinde (kendi faaliyeti ile), kendisine (ya da kendi öz tabiatına) yabancı (alien) olması prosesi veya bu prosesin neticesidir. Mefhumun […]

Continue reading

TEKÂMÜL EDEN CEMİYETLER ve FERTLER

A. J. Toynbee’den tercüme edilmiştir. Eğer tekâmülün mikyası self-determinasyon ise ve self-determinasyon da, self-articulation (kendini ifade etme) ma’nâsına gelirse, bu demektir ki biz öyle bir tekâmülü tahlil edeceğiz ki, iyice araştırıldığı takdirde, bu tekâmül prosesi içindeki medeniyetlerin kendilerini gittikçe daha mütekâmil bir tarzda ifade etmek suretiyle gelişmeye devam ettikleri görülecektir. Umumiyetle aşikâr olarak bellidir ki medenî tekâmül halindeki bir cemiyet, ya kendisine mensup olan, yahut kendisinin mensup bulunduğu fertler vasıtasıyla kendini ifade etmektedir. Biz, cemiyet ve fert arasındaki münasebetleri, bu birbirine zıt olan iki formülü de nazarı dikkate almaksızın ifade edebiliriz; ve bu mübhemiyet bu formüllerin ikisinin de uygun olmadığını gösteriyor gibidir; bu sebeple bu yeni araştırmamıza başlamadan önce, cemiyet ve fert arasındaki karşılıklı münasebetlerin neler olduğunu düşünmemiz gerekecektir Elbette bu sosyolojinin en mühim meselelerinden biridir ve bu meselenin iki alışılmış cevabı vardır. Bu cevaplardan biri şu ki fert, kendi başına var olmağa muktedir bir realite ve sırf kendi kendisiyle izah edilebilir bir varlıktır ve cemiyet muhtelif ve müstakil fertlerin (atomik bir tarzda) rastgele bir yekûnundan başka bir şey değildir, ki bu fertlerin bir araya gelmesiyle cemiyet teşekkül eder, dağılmalarıyla da cemiyet yok olur. Öteki cevaba göre ise, realite cemiyettir; bir cemiyet mükemmel ve anlaşılabilir bir bütündür; halbuki fert sadece […]

Continue reading