“ŞEYDÂ DİVANI”NDAN “VARLIĞIN MA’NÂ VE MAZMÛNU”NA

Asıl uzmanlık alanı Ortaçağ İslâm Tarihi olan Şahin Uçar’ı okurken nedense aklıma arif Nihat Asya’nın; “Yeryüzünde yer beğen/Nereye dikilmek istersen/Söyle seni oraya dikeyim!” dizeleri takılıyor. Şahin hocanın ne ile uğraşmadığını kestirmek doğrusu güç. Şiirden felsefeye, mantıktan ilahiyata uzanan yoldaki pek çok durakta, “teşehhüt miktarı”ndan, “ordunun sefer hazırlığı”na kadar kalabiliyor.

Şahin Uçar’ı ne zaman okumaya başladım, bilemiyorum ama onu her okuyuşta bir şeyler öğrendiğimi söylemeliyim. “Sağırlar diyalogu” onun, lügatime yerleştirdiği ve Türkiye için aktüelliğini kaybetmeyeceği anlaşılan bir ifadeydi.

Türkiye Günlüğü dergisinin Temmuz 1989 tarihli 4. sayısında Fransız ihtilâliyle ilgili çetrefil yazısından sonra Milli Kültür ve İlim ve Sanat’da Şahin Uçar’ı şiir, tarih felsefesi, düşünce, tenkit vb. konulardaki yazılarıyla görmek mümkün olduysa da okurlarla pek sık karşılaştığı söylenemezdi. İlim ve Sanat dergisinin Haziran 1991 tarihli sayısındaki Türk Düşünce Geleneği başlıklı yazısını hocadan izinsiz, ama ticari bir amaç gütmeden, sağırlar diyalogunun aşılması amacıyla çoğaltarak dostlara dağıttım. Neyse ki bu tür yazıları sonradan kitaplaştırıldı (Tarih Felsefesi Yazıları, Vadi yay., Ankara 1994).

Şahin Uçar, uzmanlık alanıyla ilgili ses getiren kitabı Tarih Felsefesi Açısından İslam’da Mülk ve Hilafet’i kendi imkânlarıyla yayımlamıştı. Yazarına ödül getiren bu kitabın belli çevrelerce nasıl bir ilgiyle karşılandığını da kestiremedim doğrusu. Örneği, “İslâm devleti” kurma naralarının atıldığı Türkiye’de bu kitap o zamanlar kaç binlik satışlara ulaşabilmişti. Adı geçen kitapla ilgili yazım yayımlandığında (Polemik, Kasım 1992) Şahin Uçar, değerlendirmemle ilgili görüşlerini belirtirken Mâna ve Mazmûn başlıklı yazısını da göndermişti. Mine Mengi ve İskender Pala’nın konuyla ilgili yazılarına –bir bakıma- cevap niteliğinde olan bu yazı, Şeyda Divanı şairinin poetika vadisindeki zorlu macerasını da göstermektedir. Yazının özü, Mehmet Çavuşoğlu’nun da bir yazısında (Türk Dili, Nisan-Mayıs 1984), tanımlanmasının oldukça zor olduğunu belirttiği mazmûn terimini, edebiyat bilgilerinin ötesinde felsefî bilgiye ihtiyacı olduğuydu.

Ekim 1995’te Trabzon’da düzenlenen bir sempozyumda Şahin Uçar’ı dinleyenlerin kafaları epeyce karışmış gibiydi. Konuşma salonunun dışında kendisine sorulan sorulardan anlaşılıyordu ki birileri Şahin Uçar’ın felsefî  birikimine bir anda sahip olmak ve onu tüketmek istiyordu. Bu da doğal olarak mümkün olmayınca “bu adam ne diyor”, en kestirme tavır oluyordu. Hoca baktı ki olacak gibi değil, “ilgili kitabım yakında yayınlanacak oraya bakabilirsiniz” diyerek sıyrıldı. Varlığın Mâna ve Mazmûnu, sahibinin sözü üzerine aynı yıl yayımlandı (İz yay.). İki bölümlük kitabın ilk bölümü Mâna ve Mazmûn; ikinci bölümü ise Tarih Felsefesi ve Epistemoloji başlığıyla verilmiş. Kitabın mukaddimesinden öğreniyoruz ki birinci bölüm, Türkiye Yazarlar Birliği Yıllığı için hazırlanmış ve büyük ilgi görmüş. Mâna ve Mazmûn isimli birinci bölümün ilk satırlarından başlayarak, bu bahsin bir divan edebiyatı terimi olmaktan ziyade bir estetik ve metafizik bahsi olduğuna işaret etmiş ve devamını da yazacağımı da ima etmiştim” diyen Şahin Uçar, Ahmet İnam’ın isteği üzerine 16 Mayıs 1995’te Türk Felsefe Derneği’nde verdiği konferansla isteğine kavuşmuş. Türkiye’de fikir ürünlerinin de arz-talep olayıyla üretilip tüketilmesi ne güzel.

“Sanat eserlerinden varlığın sırrını sanat yoluyla sorgulama ve ifade etmek şeklinde bir yüksek seviye” bekleyen Şahin Uçar, “Bu kitapta mazmûn kavramından yola çıkarak semantik (anlambilim) açısından kavramlaştırma prosesi incelenmiş, bilahare ikinci bölümde tarih metodolojisine geçilmiş, tarih metodolojisinden de bir rüya benzetmesi yoluyla genel epistemoloji ve ontoloji meselelerine intikal edilmiştir” (Yeni Şafak, 12 Ocak 1996) diyor.

Fikir yazılarını okumaktan zevk aldığım, yeni şeyler öğrendiğim Şahin Uçar’la Ahmet Hamdi Tanpınar arasında her nasılsa bir benzerlik görüyorum! Biraz kendileri için yazma, biraz derin olma, biraz da dağınık olmak yönünden… Şahin Uçar’ın, Türkiye okuru için yazmasını istemek, onun entelektüel birikimini yok saymadan nasıl olur bilemiyorum. “Kitap, yaratıcı bir kompozisyon prosesi ile ortaya çıktığı için, yani bu fikirler yazarı açısından önceden malum olmayıp yazarken tezahür ettiği için (meselenin birçok yönü çekirdek fikirler halinde kalmış ve birçok fikrin birbiriyle bir uzviyetteki gibi gizli münasebetleri varsa da bunları net ve berrak bir şekilde ifade edilmemiş olduğu için) kitabın ihtiva ettiği birçok fikrin muğlak olduğunu biliyorum” (Yeni Şafak, 12 Ocak 1996) diyen yazarın kendisi de vurguladığım sıkıntının farkındadır demek ki.

Divan şairi Şahin Uçar’ın ilk şiir kitabı Şeyda Divanı yeniden yayımlandı. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (dergâh yay.)’’in divan şiiri bölümünde son isim olarak Şahin Uçar’’ görenler, hocanın yeni mekânında basılan kitabını okuyarak kararlarını gözden geçirebilirler.

Gittiği yerleri eserleriyle şenlendiren Şahin Uçar’ın kitaplarının profesyonel bir yayınevince daha geniş okuyucu kesimlerine ulaştırılması düşünce ve edebiyat ortamımız için bir kazançtır vesselâm.

Hasan Öztürk

Varlığın Mâna ve Mazmûnu, İz yay. İstanbul 1995.

Şeydâ Dîvânı, 2. baskı, Tolunay yay. Niğde 1997.

Scroll to Top