Üstâdımız Hatem Emmi

(Yeni Düşünce, 1987) Bir dostum, “Hatem Usta vefat etmiş” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Felç olup yatağa düştüğünü duymuş, bir mektup yazmıştım; ama, insanlık hâli bu ya, bir türlü Erzurum’a gidip ziyaret edememiştim; artık görüşmemiz rûz-i mahşere kaldı… Erzurum’da gömlekçilik yapan, gösterişsiz halktan bir arif hakka yürüdü. Ne diyelim: İnna Lillâhi ve innâ ileyhi râciûn! Erzurum’un Dadaş’ları herhalde çok hayıflanacak; amma, gösterişsiz bir halk adamı ölmüş; kimin umurunda, değil mi ya? Sohbetinde bulunmayanlar bilmezler elbette; amma, ben kendimi Sokrat’ın ölümünden sonra ortada kalan Eflatun gibi hissediyorum. Nitekim, Sokrat gibi, o da bir mîr-i kelâm idi ve onun dahi, sohbetinden müstefîd olan her çeşid insandan mürekkeb, bir cemaati var idi. Üstadı, soğuk bir kış gecesi, Erzurum’un Cumhuriyet caddesinde o zamanlar, herkese açık bir halk üniversitesi olan Hemşin Pastanesi’nde tanımıştım. Yavuz baba beni Hatem Usta’ya, “Hatem emmi bu da sizden, Şahin de Karapapak” diyerek tanıştırmıştı. Hatem Usta o sırada, bir diğer mîr-i kelâm ile Boyacı İsmail Usta ile yanımızdaki masada sohbeti koyulaştırmıştı; onların masasına geçtik; “Sivas’lı idim. Sivas’ta on onbeş Karapapak köyü vardı. Bizimki Kangal’ın Acıyurt köyü idi; hani şu, 93 harbinde Rus cephesinde kahramanlıkları ile temâyüz eden meşhur Mehrali Bey’in köyü.” İsmail Usta söze girip, Mehmed Arif Bey’in “Başımıza Gelenler” adlı kitabında […]

Continue reading

PHOENIX

“Tao hayat yoludur ve her şey Tao’dur” Lao Tse PHOENIX  Ankaa… I Ve Ebâbil kuşları Çırpınarak kanat kanat Kanatlarını açarak Bir çırpıda aştılar Rûh uçurumlarını Ve Mâyâ’yı Ve kuşatıp gerçeği Kapladılar semâyı. Ve Ebâbil kuşları -cehle ve zulme inat- Orduyu kuşattılar ve taşlar fırlattılar -Yıkar bâtıl düşleri çökerken her Saltanat- Ordular yok oldular Ve o kuşlar gittiler.   II Ve Ebâbil kuşları Dünyâyı düşünmüşler: Bu Mâyâ’dır! demişler; bu Mülk ve bu Saltanat. Ey ruhların berzahı, Ey aldatıcı dünyâ! Seni de aşacağız Ey kışkırtıcı rü’yâ! Gerçeğe ulaşacağız… “Âlemlerimizden sefer” ederek, berzahlardan geçerek Bin yıl boyunca uçmuşlar-yorulmuş gümüş kanatları Ama birbirine yaslanarak, birbirine seslenerek Yola devam etmişler Sîmürg’ü bulmaya and içmişler: Bin yıl daha uçmuşlar Yoruldukça ilhî söylüyormuş o kuşlar:   Çünki her şey bu yoldur Bu yol hayat yoludur Ve bu yoldan geçerek Cümle gülzâre gelir.   III Kanatlanıp aştılar rûh uçurumlarını: Ve Mâyâ’yı -Dünyâyı- ve Moksâ’yı aştılar. Bir uçuşta geçtiler bu âlem-i berzahı Nirvânâ ülkesinde İllâ’ya ulaştılar: Varlık bir serâb idi: Yokluk dahi seraptır.   IV Ve orda çintemânî: Buda’nın üç incisi -Nirvânâ ülkesinde, Lâ ve İllâ Mülkünde- O ziyâfet sunulur; Ve bir inci yemişler Esrârı anlamışlar. İkinciyi yemişler, Birer Phoenix olmuşlar. Ölümsüz Phoenix gibi; Yanıp kül olsa bile -Külleri […]

Continue reading

çünin elhân olur zâhir, neğam keyfe yekun izhâr?

  .  neğam keyfe yekun izhâr e lâ yâ eyyühe-ş-şâir teal, ikra’ lenâ eş’ar kul il-esrâre bi-l-eş’ar, yeqûl-ül-esrâre bi-l-eş’ar neğam keyfe yekun izhâr   gel ey şâir şiir söyle, gel inşâd et bize eş’ar şiirle, söyle esrârı şiirle keşf olur esrâr çünin elhân olur zâhir  dil eyler nağmeler izhâr   habîbî şi’rünâ gannî tecid mâ fi-s-sutûr kalbî minel-kalbi ile-d-dehri feyebkâ nağmet-ül-esrâr feyebkâ nağmet-ül-esrâr   gel ey dost şi’rimiz söyle satırlar içre kalbim var bu kalbimden zamân üzre kalır bu nağme-i esrâr kalır bir nağme-i esrar   enînü kalbünâ tecrî min es-sadri ile-ş- şi’ri ve ente ganni ve ganni fe-ismeû uli-l-ebsâr e lâ yâ eyyühe-ş-şâir…   enîn-i kalbimizdir bu ki sadrımdan akar şi’re teganni et ki sen şâir dinlesin şi’ri uli-l-ebsâr gel ey şâir şiir söyle çünin elhân olur zâhir neğam keyfe yekun izhâr?

Continue reading

S. I. Hayakawa: Language in Thought and Action: A summary with Keywords

S. I. Hayakawa’s Language in Thought and Action , in summary form Although the basic concern of the book is with «informal» semantics (not the formal brand of semantics concerned with, e.g. the computation of truth-value), i.e. the «symbolic» way in which utterances are used to convey meaning, it also raises the more cognitive issue of how language affects human thought and conditions behaviour, and addresses the resulting «ethical» question of how language should be used to achieve cooperation and understanding rather than confrontation and conflict. These questions (though viewed in a somewhat «optimistic» perspective) give the book additional value as one of the pioneering works in «critical linguistics», a discipline which was to develop only much later. HAYAKAWA : A summary in 36 keywords (click on the keyword to read an example) : Semantics is primarily concerned with meaning and reference, i.e. what Hayakawa calls the relationship between the «map» and the «territory». At the word level, it will assess denotation and connotation of the terms used, e.g. individual (1) or collective (2) affective connotations (of linguistic items !), words with built-in judgments (3) snarl- and purr-words (4, 5) and euphemism (6). The issue of synonymy (7) belongs here as well, as do the phenomena […]

Continue reading

Elegy from the 4th edition of dîvân: with a kufi fatiha and ornamentation composition on the cover, Şule publications, September 2011

  mersiye: divan’dan tercüme eden: AHMED FAHREDDİN UÇAR    elegy:   Alas, my rose have withered, the rose garden spoiled The time has shifted And the nightingale is lamenting again. The day is born but the candle of the lent-world died down Alas, it has no meaning, Yet it still revolves. Dark and sinister nights and in obscurity, my beloved lies under the soil My soul like my beloved In dungeons resides In sinister nights Yet the dome of heaven is mute and glorious Though one is sorrowful, Does it heavens trouble? So far the world is the world still; this, the green heaven, still   Stands exalted The heavens didn’t collapse yet But the soul remains with this problem in his heart, All the more in constant reminiscence of the beloved, Aye like a pearl contained in an oyster shell. Repeats my pangs of cry that sonorous sky. Full of screams is my heart Like a turbulent ocean, Resounds in that ocean Revolving this melody A tune of lamentation Mournful grievance again Passed like a dream where is that trace of forelock As a hyacinth, alas Faded this fancy again. What days has she seen in this world? Her spring turned to […]

Continue reading

Merhum Fethi Gemuhluoğlu’nun Vefatı için Ebced hesabı ile Tarih

. Pür-heves ten mürg-i cândan hâlî kalmış bir kafes Mâverâdan geldi tekrar mâverâya döndü ses . Bir derûnî ihtizâzın sâkit oldu nağmesi Ey hüvel-bâkî diyen ses, sustu nazm-ı Hû nefes .Cân-ı bâkîdir her an gönlümde ammâ ol sadâ Hûş-derdem, yâd-daştem, hem-dem ü hem mültemes . Hâkden hâsıldı evvel herşey âhir oldu hâk Söyleyen dil, ağlayan göz, cümle derd, ârzû, heves . Bülbül öldü kaldı bâğ-ı dil tehî ey Şâhinim “Yâr-ı  zâr Fethî de yok feryâdıma feryâd-res” Mâverâ Dergisi, Ocak 1978

Continue reading